AK Parti kurucularından ve eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 2015’ten bu yana aktif siyasette yer almamasına rağmen siyasi açıklamalarıyla gündeme gelmeye devam ediyor. Ankara Hamamönü’ndeki ofisinde BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Arınç, kurucusu olduğu partiyi savunurken aynı zamanda “kuruluş ilkelerine dönülmesi” çağrısında bulundu.
Siyasete Milli Görüş hareketinin ilk partisi olan Milli Nizam Partisi’nde başladığını anlatan Arınç, Recep Tayyip Erdoğan dahil birçok arkadaşının siyasete girmesinde Necmettin Erbakan’ın katkısı olduğunu söyledi. Erbakan’ın istişareye önem verdiğini ancak son kararı kendisinin verdiğini belirten Arınç, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi (FP) dönemlerini anlattı.
FP’nin kapatılmasının ardından ortaya çıkan Yenilikçi ve Gelenekçi kanat ayrılığında Abdullah Gül lehine çekildiğini belirten Arınç, AK Parti’nin kuruluş sürecinde kendisi, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Abdüllatif Şener’in önde gelen isimler olduğunu ifade etti.
“Muhafazakâr demokrat” kimliği ve Avrupa Birliği vurgusu
Arınç, AK Parti’nin “muhafazakâr demokrat” kimliğini benimsediğini belirterek Milli Görüş’ün bir ideal olduğunu, ancak parti kimliğinin değiştiğini söyledi. Avrupa Birliği’ne taraftarlığın Milli Görüş’ten en büyük farklardan biri olduğunu ifade eden Arınç, Tayyip Erdoğan’ın partinin kuruluşundan sonra Batı’ya giderek “Biz dinci bir parti değiliz, Batı yanlısı bir partiyiz” mesajı verdiğini aktardı.
Bu yaklaşımın 2005 yılında Türkiye’nin AB ile müzakere tarihi almasına katkı sağladığını belirten Arınç, AK Parti iktidarını ise iki döneme ayırdı. Arınç, 2013’e kadar olan ilk dönemi “muhteşem” olarak nitelendirerek sağlık, ulaştırma ve enerji alanlarında önemli gelişmeler yaşandığını söyledi.
Maastricht ve Kopenhag kriterlerine uyum sağlandığını belirten Arınç, 2013 sonrasında ise FETÖ olayları, Suriye’deki gelişmeler, 15 Temmuz darbe girişimi, Çözüm sürecinin sona ermesi ve Gezi Parkı eylemlerinin hükümetin dengesini bozduğunu savundu.
Ergenekon davaları ve 15 Temmuz açıklaması
Arınç, Ergenekon davalarında hâkim ve savcıların siyasette tartışma konusu olduğunu ancak hükümetin bu davaları desteklediği yönündeki değerlendirmeleri reddetti. “Kesinlikle hayır” diyen Arınç, Ergenekon iddianamesinde yer alan senaryoların iktidarı alaşağı etmek amacıyla hazırlandığını ancak davalara başka unsurların dahil edilmesini doğru bulmadıklarını söyledi.
Ergenekon davalarında birçok üst düzey askere verilen müebbet hapis cezalarının daha sonra bozulduğunu hatırlatan Arınç, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin de konuşan Arınç, darbe girişiminin kendisinin kulağına hiç gelmediğini ve böyle bir olayın aklından geçmediğini söyledi. 17-25 Aralık ve MİT Müsteşarlığı ile ilgili bazı konuların kendisine ulaştığını ancak darbe girişiminin kendisi için sürpriz olduğunu belirtti.
17-25 Aralık sürecini ise Başbakan Erdoğan’ın kendisi ve ailesi hakkında ortaya atılan iddialar karşısında tedbir alma ihtiyacı hissetmesiyle açıklayan Arınç, bu dönemin parti içerisinde ciddi bir çalkantıya yol açtığını ifade etti.
“Birinci dönemdeki yükseliş trendimiz ikinci dönemde devam etmedi”
Gezi Parkı protestolarını “kalkışma” olarak nitelendiren Arınç, eylemlerin Erdoğan üzerinde büyük bir travma yarattığını söyledi. Protestoların ilk aşamasında iyi niyetli insanların bulunduğunu belirten Arınç, olayların sertleşmesiyle radikal örgütlerin devreye girdiğini ifade etti.
Arınç, “Birinci dönemdeki yükseliş trendimiz ikinci dönemde devam etmedi” diyerek AK Parti’nin yeni bir reform hareketiyle, aynı ilkelere bağlı ancak farklı isimlerle yoluna devam edebileceğini savundu.
2014’te Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması ve birkaç yıl sonra yönetim sisteminin değişmesiyle siyasetteki rolünün sona erdiğini belirten Arınç, 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na girdiğini ancak yaklaşık bir buçuk yıl sonra görevinden istifa ettiğini söyledi.
Arınç, bu süreci “Bana herhalde zor tahammül ettiler. Ben oradan ayrıldım. Ayrıldığımla da çok iyi ettim” sözleriyle değerlendirdi.
Arınç, son olarak AK Parti’nin kuruluş ilkelerine dönmesi gerektiğini belirterek sistemin düzeltilmesi, ehliyet ve liyakat ilkelerinin güçlendirilmesi ve istişareye yeniden önem verilmesi çağrısında bulundu.





