RSF’nin 25 yıllık endeks tarihinde ilk kez bu kadar düşük bir ortalama puan görüldüğü belirtildi. Kuruluş, özellikle gazetecilerin çalışma koşullarının birçok ülkede sistematik biçimde kötüleştiğini, basın özgürlüğünün ise yapısal bir gerileme sürecine girdiğini ifade etti.
Raporda, gazeteciliğe yönelik baskıların yalnızca otoriter rejimlerle sınırlı kalmadığı, demokratik ülkelerde de çeşitli yasal ve siyasi mekanizmalar üzerinden giderek daha görünür hale geldiği vurgulandı. Ulusal güvenlik politikalarıyla bağlantılı düzenlemelerin genişletilmesi, bu gerilemenin temel nedenlerinden biri olarak gösterildi.
Türkiye 163’üncü sırada yer aldı
RSF 2026 Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldı. Raporda Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerde, gazetecilere yönelik soruşturmalarda “dezenformasyon”, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamaların sıkça kullanıldığı ifade edildi. RSF, bu tür suçlamaların gazetecilik faaliyetleri üzerinde baskı unsuru haline geldiğini, bunun da habercilik alanını daralttığını savundu. Türkiye’de yasal çerçevenin gazetecilik faaliyetlerini sınırlandıran bir araç olarak kullanıldığı yönünde değerlendirmelere yer verildi.
Yasal göstergelerde sert düşüş
Endeksin en dikkat çekici bulgularından biri, “yasal gösterge” kategorisindeki belirgin gerileme oldu. RSF’ye göre 2025 ile 2026 yılları arasında 180 ülkeden 110’unda yasal koşullar kötüleşti. Bu oran, ülkelerin yüzde 60’ından fazlasına karşılık geliyor. Raporda, gazeteciliğin birçok ülkede giderek daha fazla “suç” kapsamında değerlendirildiği, bunun da basın özgürlüğü açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu belirtildi. Ulusal güvenlik yasalarının kapsamının genişletilmesi, olağanüstü hal düzenlemeleri ve genel hukuk sistemlerinin gazetecilere karşı kullanılması, bu eğilimin temel unsurları arasında sıralandı.
Ulusal güvenlik yasaları öne çıkıyor
RSF, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından genişletilen ulusal güvenlik ve savunma sırları kavramlarının, birçok ülkede kamu yararını ilgilendiren haberlerin yapılmasını sınırlandıran bir araca dönüştüğünü ifade etti. Bu durumun yalnızca otoriter rejimlerde değil, demokratik ülkelerde de giderek yaygınlaştığı vurgulandı. Terörle mücadele yasalarının gazetecilere yönelik baskı aracı olarak kullanılmasının küresel bir eğilim haline geldiği kaydedildi. Raporda Rusya, Belarus, Myanmar, Nikaragua ve Mısır gibi ülkelerde ulusal güvenlik gerekçesiyle gazetecilere yönelik baskının yoğunlaştığı belirtildi. Ayrıca Rusya’da çok sayıda gazetecinin tutuklu bulunduğu ve bir kısmının ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı ifade edildi.
Savaşlar gazeteciler için risk yaratıyor
RSF raporunda, savaş ve çatışma bölgelerinin basın özgürlüğü açısından en riskli alanlar olmaya devam ettiği vurgulandı. Irak, Sudan ve Yemen gibi ülkelerde süregelen çatışmaların medya çalışanlarını doğrudan etkilediği belirtildi. Gazze’de devam eden savaşta çok sayıda gazetecinin hayatını kaybettiği, İsrail-Filistin çatışmasının basın mensupları açısından ciddi riskler oluşturduğu ifade edildi. Raporda, görev başında öldürülen gazeteci sayısının artmasının endişe verici bir tablo oluşturduğu kaydedildi.
En alt sıralarda değişim yok
Endekste en düşük sıralarda yer alan ülkelerde tablo büyük ölçüde değişmedi. Çin 178’inci, Kuzey Kore 179’uncu ve Eritre 180’inci sırada yer aldı. Bu ülkelerde uzun süredir devam eden otoriter yönetim biçimlerinin basın özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırdığı belirtildi. Eritre’de gazeteci Dawit Isaak’ın 25 yıldır yargılanmadan tutuklu bulunduğu bilgisi de raporda yer aldı. Doğu Avrupa ve Orta Doğu’nun gazeteciler için en tehlikeli bölgeler olmaya devam ettiği ifade edildi.
RSF raporuna göre bazı bölgelerde son yıllarda ciddi düşüşler yaşandı. Hong Kong’un 122 basamak gerileyerek 140’ıncı sıraya düşmesi dikkat çekti. El Salvador ve Gürcistan da benzer şekilde ciddi sıralama kayıpları yaşayan ülkeler arasında yer aldı. Sahel bölgesinde ise Nijer’in 37 basamaklık düşüşle en fazla gerileyen ülke olduğu açıklandı. Bu gerilemede hem silahlı grupların saldırılarının hem de askeri yönetimlerin medya üzerindeki baskısının etkili olduğu belirtildi.
ABD ve Latin Amerika’da gerileme
Amerika kıtasında da dikkat çekici bir düşüş yaşandı. ABD’nin yedi sıra gerileyerek 64’üncü sıraya düştüğü açıklandı. Raporda bu gerilemede siyasi söylemler ve medya kurumlarına yönelik baskıların etkili olduğu ifade edildi. Latin Amerika’da ise organize suç örgütlerinin oluşturduğu şiddet ortamı ve devlet kaynaklı baskıların basın özgürlüğünü zayıflattığı kaydedildi. El Salvador ve Arjantin gibi ülkelerde de sıralama düşüşleri dikkat çekti.
RSF’den uyarı: Pasif kalmak kabul anlamına gelir
RSF Yayın Direktörü Anne Bocandé, raporun 25’inci yılına ilişkin değerlendirmesinde basın özgürlüğüne yönelik saldırıların daha görünür ve sistematik hale geldiğini ifade etti. Bocandé, gazeteciliğe yönelik baskıların farklı aktörler tarafından yürütüldüğünü belirterek, “Otoriter devletler, siyasi güçler ve kontrolsüz platformlar doğrudan sorumluluk taşıyor” dedi. Açıklamada, basın özgürlüğünün korunması için yalnızca ilkesel duruşun yeterli olmadığı, aktif koruma politikalarının hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı. RSF, aksi halde yaşanan sürecin kalıcı bir gerilemeye dönüşebileceği uyarısında bulundu.




