DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’de düzenlediği grup toplantısında konuştu.

Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Alevi canlarımızın 12 gün sürecek Muharrem Orucu başladı. Muharrem, Kerbela’dan bugüne, zulme karşı direnenlerin ve mazlumdan yana olanların simgesi haline geldi. Bu vesileyle oruç tutan tüm canların lokmalarının ve ibadetlerinin kabul olmasını diliyor; Muharrem Ayı’nın toplumsal barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşam umuduna vesile olmasını temenni ediyorum. Tüm canların Muharrem Orucu’nu şimdiden kutluyorum.”

Bahçeli’den ABD-İran anlaşmasına ilişkin kritik açıklama
Bahçeli’den ABD-İran anlaşmasına ilişkin kritik açıklama
İçeriği Görüntüle

İran-ABD arasındaki anlaşması

“28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta anlaşmaya varıldı. Anlaşmanın hayata geçirilmesi bekleniyor. DEM Parti olarak öncelikle ölüme ve savaşa son veren bu anlaşmayı olumlu karşılıyoruz. Anlaşmanın kalıcı olmasını ve yapıcı gelişmelerle devam etmesini umut ediyoruz. Bölgesel gerilimlerin bu denli yüksek olduğu bir ortamda, toplumsal barışı inşa etmek her ülkenin öncelikli görevidir. Dışarıda silahları susturan bir devlet, içeride kendi halklarıyla savaş halinde kaldığı sürece gerçek anlamda barışa ulaşmış sayılmaz. Bu nedenle bizim için en güçlü barış, toplumsal barıştır.”

"Bizler yıllardır bu ülkede aynı filmi farklı aktörlerle izliyoruz"

Ekonomik krize de değinen Bakırhan şunları ifade etti:

“Bugün bu kürsüde, gündelik siyasetin sığ çekişmelerinden ve anlık hesapların gürültüsünden biraz uzaklaşarak konuşmak istiyorum. Türkiye’nin yaşadığı krizler yalnızca bugünün krizleri değildir. Bu ülkenin sorunları yüzyıldır katman katman birikti. Ertelendi, bastırıldı, yok sayıldı. Üstü örtülen her mesele, gün geldi daha ağır bir fatura olarak toplumun karşısına çıktı. Bugün ödediğimiz fatura, adeta yüzyılın birikmiş faizidir. Bu fatura bazen ekonomik kriz olarak geldi. Bazen adaletsizlik, bazen şiddet, bazen yoksulluk, bazen de siyasal meşruiyet sorunu olarak karşımıza çıktı. Türkiye bugün bunların hepsini aynı anda yaşıyor. Çünkü bu sistem, ürettiği gerilimi çözmek yerine yönetmeyi seçti. Sorunları iyileştirmek yerine dondurdu. Hakikate yüzünü dönmek yerine onu bastırdı. Ama hiçbir sorun yok olmadı. Derinde büyüdü, çürüttü ve sonunda bütün toplumu kuşattı. Bizler yıllardır bu ülkede aynı filmi farklı aktörlerle izliyoruz. Muktedir olan kendi hukukunu kuruyor, kendi ötekisini yaratıyor. Ötekine düşmanlık üzerinden iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu döngüsel intikam makinesi ve rövanşist öfke, bu ülkede acı, yoksulluk ve korku üretti. 86 milyon devri sabıklardan bıktı, usandı. Artık zaman devri sabıkların değil, adaleti, eşitliği ve demokratik yaşamı sağlamanın zamanıdır.”

"Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir"

“Türkiye’nin siyasi tarihine bakın. Darbeler, muhtıralar, parti kapatmalar, siyaset yasakları, cezaevine konulan seçilmişler, görevden alınan belediye başkanları, kayyımlar ve yargı eliyle siyasete verilen ayarlarla dolu bir tarih görüyoruz. Her dönemin dili farklıydı ama refleksi aynıydı. Bu ülkede Kürtler, Aleviler ve sosyalistler hep tehdit sayıldı. Ermeniler, Rumlar, farklı inançlar ve kimlikler tehdit sayıldı. Bir dönem muhafazakârlar, başka bir dönem milliyetçiler dahi tehdit olarak görüldü. Öyle dönemler oldu ki vatan millet diyenler de devrimcilerle birlikte aynı işkencelerden geçti. Devlet aklı, toplumu zenginliğiyle görmek yerine sürekli bir tehdit haritası çizdi. O haritada yurttaş hep şüpheliydi; hak değil güvenlik, çözüm değil bastırma vardı.En çok da demokratik siyaset hakkı tehdit sayıldı. Kürt siyasi hareketinin partileri birbiri ardına kapatıldı. HDP’ye yönelik kapatma davası ise hâlâ sürüyor. Ama her kapatmanın ardından halk yeniden sözünü söyledi, yeniden örgütlendi ve yeniden siyaset sahnesine çıktı. Bugün CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla karşı karşıyayız. Bugün muhatap CHP olabilir ama refleks tanıdıktır. Biz bu kararı bir partinin iç meselesi olarak okumadık. Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır.

Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Yarın bu halkaya kimin ekleneceği belli değildir. Biz o gün de söyledik: Hukuku sopaya çevirmeyin; bu yanlış bir gün herkesi sarar. Bugün yine söylüyoruz: Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir. Mahkeme salonları, halk iradesinin yerine geçirilemez. Hukuk eğilip bükülemez. Adalet Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işleyemez. Türkiye’nin son yüzyıllık hikâyesine baktığımızda ilginç bir manzarayla karşılaşıyoruz. Dünya değişiyor, ülke değişiyor, iktidarlar değişiyor; fakat birçok temel sorun olduğu yerde duruyor.Bu nedenle Türkiye’nin son yüzyılı, aynı istasyonlara dönüp duran bir treni andırıyor. Vagonlar değişiyor, yolcular değişiyor, zaman değişiyor; fakat siyaset aynı duraklarda bekleyip duruyor.”

"Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir"

“Korkuya, ertelemeye ve tekrara karşı kurucu demokratik siyaseti savunuyoruz. Bu ülkenin bir çıkış yolu vardır. O yolun adı güçlü demokrasi, bağımsız hukuk, eşit yurttaşlık, emeğin hakkı ve toplumsal barıştır. DEM Parti olarak ortaya bir öneri seti ve program koyuyoruz. Birincisi, Türkiye gerçek bir çoğulculuğa ve demokratik bir düzene ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacın adı demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir. İkincisi, Türkiye’nin en acil ihtiyacı hukuktur. Yargının tek pusulası adalet olmalıdır. Hâkim kürsüsünde kararı veren hukuk mu olacak, güçlü olan mı olacak? İşte demokrasinin sınavı burada başlıyor. Yargı adil ve bağımsız olmalı, temel özgürlükler güvence altına alınmalı, kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda işletilmelidir. CHP’ye yönelik butlan kararında, Kürt siyasetçilerine yönelik davalarda, en başta Kobani kumpas davasında, gazetecilere, sendikacılara ve gençlere yönelik baskılarda aynı hukuk krizinin farklı yüzlerini görüyoruz. Bu kriz çözülmeden ne demokrasi güçlenir ne de toplum rahat nefes alır. Üçüncüsü, bugün her evin temel ihtiyacı iktisadi adalettir. Ekonomi, eşitlik ve adalet temelinde yeniden kurulmalıdır. Bir ülkede gökdelenler yükselirken çocuklar yatağa aç giriyorsa orada refah değil, derin bir haksızlık ve eşitsizlik vardır.”

“Çerçeve yasa artık ertelenemez”

“Yaklaşık iki yıldır süren bu sürecin artık somut, hukuki ve demokratik bir zemine kavuşması gerekiyor. Bunun yolu çerçeve yasadır. Kürt meselesini çatışma zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zeminine taşıyacak bir çerçeve yasa artık ertelenemez. Biz dört temel düzenlemeyi zorunlu görüyoruz: Kalıcı çözüm için Çerçeve Yasa; demokratik bütünleşme ilkelerini güvence altına alacak Demokratik Toplum Yasası; yerel demokrasiyi, sivil toplumu ve siyasal katılımı güçlendirecek Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası ve Özgür Yurttaş Yasası… Bu adımlar taviz değildir. Bunlar eşit yurttaşlığın gereğidir. Kimliklerin ve inançların anayasal güvence altına alınması birlikteliğimizi zayıflatmaz; aksine sağlamlaştırır. Yerel yönetimlerin güçlenmesi devleti küçültmez; demokrasiyi büyütür, merkezin yükünü azaltır. Kürtlerin kazanması Türklerin kaybetmesi değildir. Alevilerin kazanması Sünnilerin kaybetmesi değildir. İşçinin kazanması ülkenin kaybetmesi değildir. Bir halkın hakkı, başka bir halkın kaybı değildir.”

“Meclis kapanmadan çerçeve yasa çıkarılmalı”

Meclis’e çağrıda bulunan Bakırhan, şöyle devam etti:

“Bu nedenle çağrımız açıktır: Meclis kapanmadan çerçeve yasa çıkarılmalıdır. Oyalanmadan, yokuşa sürülmeden, yeni belirsizlikler yaratılmadan bu adım atılmalıdır.- Çünkü barış geciktikçe güvensizlik büyür. Bunu sahada görüyoruz. Hukuk geciktikçe umut zayıflar. Demokrasi geciktikçe toplum yorulur.Biz bu Meclis’te bu iradenin sesi olmaya devam edeceğiz. Bu Meclis, önümüzdeki günlerde çerçeve yasayı çıkararak tarih yazmalıdır. İkinci yüzyıla güçlü bir damga vurmalıdır.”

“Hepimizin ortak ihtiyacı; hukuka dayalı bir düzen, işleyen bir demokrasi, onurlu bir yaşam ve kalıcı bir barıştır. Birinci yüzyılın paslı sarkacını kırmanın zamanı geldi. İkinci yüzyılı yasaklarla, kayyımlarla, butlan kararlarıyla ve yoksullukla değil; barışla, eşitlikle ve emekle yazalım. Biz korku siyasetine karşı demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz. Erteleme siyasetine karşı çözüm siyasetini büyütmeye devam edeceğiz. Tekrar siyasetine karşı dönüşüm siyasetini savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu ülkenin halkları bunu hak ediyor. Siz bunu hak ediyorsunuz.”

Kaynak: Haber Merkezi