Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan Bakan Yusuf Tekin, gündeme ilişkin soruları yanıtladı ve değerlendirmelerde bulundu. Yeni eğitim-öğretim yılının hayırlı olmasını dileyen Tekin, öğrenci ve öğretmenlere başarılar diledi. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından 8 Eylül'de açıklanan PISA 2025 sonuçlarını değerlendiren Tekin, "Bu başarıyı 1-2 yıl gibi periyotlarda yapılan çalışmalarla sınırlandırmak irrasyonel bir yaklaşım." dedi. PISA gibi uluslararası derecelendirme mekanizmalarında nelerin ölçüldüğünü ve Türkiye'deki eğitim öğretim sisteminde nelerin eksik olduğunun bir analizinin yapılması gerektiği aktaran Tekin, 2001'de AK Parti kurulurken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuya yönelik önermelerinin bulunduğunu belirtti.

Okullarda "dijitalleşme ve telefon kullanımı"

Avrupa ülkelerinin PISA puanlarında yaşanan düşüşün en büyük nedenlerinden bir tanesini "dijitalleşme ve telefon kullanımı" olarak gördüğü belirtilerek, buna ilişkin değerlendirmesi sorulan Tekin, 2023'te bakan olarak göreve başlamasının ardından her yaz eğitim öğretim yılı ile ilgili genel uygulamaları anımsatan birer genelge yayınladıklarını hatırlattı.

Türkiye'nin, öğrencilere cep telefonu yasağa getiren ilk ülkelerden biri olduğunun altını çizen Tekin, ardından birçok Avrupa ülkesinde okullarda cep telefonu kullanımının yasaklandığına dikkati çekti. Öğretmen ders anlatırken sosyal medyadan paylaşımlar yapılmasının öğrencilerin motivasyonunu dağıttığına işaret eden Tekin, okulu manipüle etmelerine sebep olabilecek bir alanın orada oluştuğunun da altını çizdi. Türkiye genelinde tüm okullarda uygulanan cep telefonu kullanımı yasağına bu sene bir şey daha eklediklerini dile getiren Tekin, "Az sayıda da olsa sınıftaki cep telefonu kullanımını biraz abartan öğretmen arkadaşlarımız vardı. Bu yıl, öğretmen arkadaşlarımıza da derste cep telefonu kullanmamaları konusunda bir uyarıda bulunduk." diye konuştu.

OECD tarafından Slovakya'nın başkenti Bratislava'da düzenlenen PISA 2025 Bölgesel Toplantısı'nda da hemen hemen bütün eğitim bakanlarının ortak probleminin bu konu olduğunu aktaran Tekin, "Çocukların cep telefonu, sosyal medya üzerinden hem eğitim-öğretim süreçlerini aksatacak bir dikkat dağınıklığına sebebiyet vermesi hem de eğitim politikalarını manipüle edecek içerikler sebebiyle çok rahatsızlardı." ifadelerini kullandı.

"Yazılım üzerinde çalışıyoruz"

Bakan Tekin şöyle devam etti:

"Sosyal medyaya sahip olan şirketlerin de sosyal bir sorumluluk bilinciyle, basit yazılımlarla bunu engelleyebileceklerini düşünüyorum. Büyük sorumluluk onlara düşüyor. ABD'deki dava biliyorsunuz ciddi bir tazminatla sonuçlandı. Bunun neticesinde sosyal medya platformlarının içeriklerini ve kullanıcıları buna göre tasnif edecekleri yazılımlar geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum, insanlık için. Biz kendi ülkemizde bu problemi ne kadar çözmeye çalışırsak çalışalım, bizim yapabileceğimiz şey sadece ve sadece dersliklerde, okulda bunu engellemek."

"Bunu 'ebeveyn filtresi' gibi bir filtreyle Siber Güvenlik Başkanlığıyla birlikte bir çözüm, bir yazılım geliştirebilir miyiz diye çalışıyoruz." diyen Tekin, ebeveynler ancak buna rıza gösterirse, çocukları koruyabilirlerse bunun yapılabilecek bir şey olduğunu kaydetti.

Yeni eğitim öğretim yılı genelgesinde öğretmenlerin beyaz önlük giymesinin bulunduğunun hatırlatılarak, bu uygulamadaki hedefin sorulması üzerine Tekin, "Yaptığımız hiçbir şeyi anlık kararlarla yapmıyoruz. Sahadan bize gelen şikayetler, eleştiriler ve öneriler doğrultusunda tedrici bir mantıkla uygulamalarımızı hayata geçirmeye çalışıyoruz. Ben, bakanlık görevine başladığım hafta bunu açıkladım ve dedim ki yaptığımız her işi öğretmenlerimizle ve idarecilerimizle konuşarak yapacağız." ifadelerini kullandı.

"Öğretmenler Odası" adıyla bir platform oluşturduklarını anımsatan Tekin, katıldıkları her il programında resmi programlarının dışında gayriresmi olarak habersiz okul ziyaretleri yaptıklarını, öğretmenlerle öğretmenler odasında sohbet ettiklerini söyledi.

Yalova'da yarın programı olduğunu, resmi programlara başlamadan bir okulu ziyaret ederek öğretmenlerle söz konusu uygulamaları değerlendireceklerini dile getiren Tekin, şunları kaydetti:

"Burada rahatsız olunan bazı uygulamalar var. Mesela veliler diyorlar ki 'Okula gidiyoruz, öğretmenle veliyi, öğretmenle öğrenciyi birbirinden ayırt edemiyoruz. Kim öğretmen kim değil? Kıyafetinden göremiyoruz. Çok farklı kıyafetlerle bizi karşılayan öğretmenler var.' Mesela çok marjinal bir örnek olduğu için bunu söyleyeyim. Bir başka ülkenin bayrağını taşıyan bir tişörtle derse giren, işte burada farklı dillerde yazılar olan farklı siyasi ya da toplumsal sembollere atıfta bulunan mesajlar veren kıyafetler...

Şimdi bunların hepsi öğretmen itibarını zedeleyen şeyler. Bizim öğretmen kitlemizin tamamına yakını öğretmen itibarına yakışır, öğretmenin saygınlığına yakışır şekilde zaten giyiniyor. Ancak arada bu tür kötü örnekler bütün öğretmen arkadaşlarımızı da zan altında bırakıyor. Bütün öğretmen arkadaşlarımızın emeğinin çalınması sonucunu doğuruyor. Bütün öğretmen arkadaşlarımızın itibarlarını zedeleyen bir noktaya geliyor. Bu örneği artırmak mümkün."

"Her öğretmene önlük yaptırdık"

Bakan Tekin, 2023'te "öğretmenlerin kılık kıyafetleri konusunda daha özenli olmalarını arzu ettiklerini" söylediklerini, 24 Kasım 2023'te bütçeden bütün öğretmenlere tavsiye niteliğinde birer beyaz önlük yaptırdıklarını hatırlatarak, önlüklerin tasarımlarının okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise, branş ve kadın, erkek olarak Olgunlaşma Enstitüsünde yapıldığını anlattı.

Okullarda yeni dönem: Güvenlik için 31 bin görevli ilk kez okul bahçelerinde
Okullarda yeni dönem: Güvenlik için 31 bin görevli ilk kez okul bahçelerinde
İçeriği Görüntüle

Önlükleri bütün öğretmenlerle "Birer önlük giymenizi tavsiye ediyoruz." niteliğinde paylaştıklarını belirten Tekin, şöyle devam etti:

"Mevzuatımıza göre öğretmenlerimiz 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi. Kamu görevlisi olarak şu anda cari mevzuata göre eski adıyla Başbakanlık Devlet Personel Kılık Kıyafet Yönetmeliği diye bildiğimiz yönetmelik yürürlükte zaten. O yönetmelikte de erkek öğretmenlerin ve kadın öğretmenlerin nasıl giyineceği zaten tanımlanmış. Biz, 2024'te de bu yönetmeliğe atıfta bulunduk. Dedik ki 'Bu yönetmelik yürürlükte, bu yönetmeliğe uygun, yani devlet memuru olduğuna göre öğretmen arkadaşlarımız, bu yönetmeliğe uygun giyinsinler.' Şimdi bu yıl da bu tedrici sürecin sonunda hem bu anlamda birliktelik oluşturmak açısından hem öğretmen saygınlığına zarar veren bu tür minimal örnekleri ortadan kaldıracak bir tedbir olarak böyle bir sürecin içerisine girdik."

"Kimse kanun koyucunun yerine kendisini koyamaz"

Bazı sendikaların bu karara itiraz ettiklerini anımsatan Tekin, "Türkiye bir hukuk devleti. Hukuk devletinde sivil toplum örgütleri, kamu otoritesine hukuk kuralı dayatma yetkisine ve inisiyatifine sahip değildirler. Sivil toplum örgütleri ve sendikalar hukuk kurallarının uygulanmasını takip ederler. Aksi durumda kanun koyucu gibi davranırlarsa, bu siyaseten, demokratik olarak hukuk devleti prensipleriyle çelişir." ifadelerini kullandı. Hukuk devleti ilkesi çerçevesinde yürürlükteki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve ona göre çıkarılmış mevzuata göre işlem yapılmasını istediklerini belirten Tekin, şunları kaydetti:

"Şimdi bir sendikanın ya da bir siyasi partinin çıkıp da bu konuyu eleştirmesi başka bir şeydir. 'Ama böyle olmaz, şöyle olacak.' demesi, dayatmacı bir mantıkla yaklaşması, bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bu, kendisini kanun koyucunun, kamu otoritesinin yerine koyan vesayetçi bir yaklaşımdır ve kusura bakmasın kimse, ben vesayetin her türlüsüne karşıyım. Kimse benim bulunduğum yerde kanun koyucunun yerine kendisini koyamaz. Kimse mevzuat yapan idarenin yerine kendisini koyamaz. Böyle tanımlayan kişilere karşı da biz gerekli hukuk mücadeleyi yürütürüz. Şimdi diyorum ki ben, herhangi bir sendikada, orada çalışan kişilerin nasıl giyineceğine dair genelgede bir hüküm mü koydum? Sendikanızda istediğiniz gibi giyinin beni ilgilendirmiyor. Ben kamu kurumu niteliğindeki okullarda ilgili mevzuata göre davranılması gerektiğine dair bir hatırlatma yapıyorum. Dolayısıyla buna karşı çıkan kişilerin yasakçı bir mantık eleştirisi yapmaları tutarsız, tam tersine hukuk devletini hayata geçirmeye çalışan bir idare olarak bakmaları gerekir. Biz de şu anda bunu yapıyoruz."

Bakan Tekin, bu konuda sağduyulu yaklaşım sergileyen öğretmenlere teşekkür etti. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne neden ihtiyaç duyulduğunu iki parametreyle açıkladıklarını belirten Tekin, bunlardan ilkinin müfredatın bilgi vermekten ziyade bilgiyi beceriye dönüştürebilecek bir yapıya kavuşturulması olduğunu ve bu uygulamanın okullarda sürdüğünü söyledi. Öğretim programlarını ve müfredatı yaş seviyesi ve haftalık ders programlarına göre dünya örnekleriyle uyumlu olacak şekilde hafifletmeyi hedeflediklerini dile getiren Tekin, "Yüzde 30 oranında yaklaşık müfredatımızı hafiflettik. Bu haliyle müfredatımız hala biraz yoğun." dedi. Tekin, müfredatı hafifletmenin beraberinde başka sorunlar getireceğine işaret ederek, herhangi bir dersin müfredatının ve haftalık programdaki ders saatinin azaltılmasının birçok öğretmeni norm fazlası durumuna getireceğini kaydetti.

"Revizeye devam edeceğiz"

Bakan Tekin, öğretim programlarını belli parametreler ışığında revize etmeye devam edeceklerini aktardı. Dijital ve sosyal medyada öğrenci, genç ve insan profiliyle ilgili yaratılmaya çalışılan küresel bir dayatmanın olduğuna dikkati çeken Tekin, "Bu dayatma bir küresel dünya vatandaşlığı tanımı yapıyor. Yerel, ulusal, milli değerlerin o yapı içerisinde tamamen eritildiği, çocukların bu milli değerlerden uzaklaştırıldığı bir profil ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, bu da çok ciddi bir problem." dedi.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile binlerce yıllık bir devlet geleneğini ayakta tutan milli değerleri çocukların kazanması gerektiğini dile getiren Tekin, milli ve manevi değerleri de müfredatın içine yerleştirdiklerini ifade etti.

"Veriler doğrultusunda revizyonlar yapıyoruz"

Tekin, okullarda her yıl zümre öğretmenler toplantısı olduğunu, burada aynı dersi okutan öğretmenlerin yıllık planla ilgili toplantı yaptıklarını anımsattı. Söz konusu toplantıların okul, ilçe, il ve ülke zümresi adıyla yapılması amacıyla mevzuatı da oluşturduklarını aktaran Tekin, bu toplantılardan gelen veriler doğrultusunda revizyonlar yaptıklarının altını çizdi. Bugüne kadar yaptıkları içerisinde çok kapsamlı bir değişikliğin bulunmadığını belirten Tekin, minimal düzeyde değişikliklerin olduğunu, revizyonları kitapların içine işlediklerini söyledi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin bu yıl itibarıyla okul öncesi, ilkokul 1, 2 ve 3'üncü sınıflarda, ortaokulda 5, 6, 7, lisede ise hazırlık, 9, 10 ve 11'inci sınıflarda uygulandığını aktaran Tekin, "Önümüzdeki yıl, bütün öğretim kademelerinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne geçmiş olacağız. Bunu yaparken bir taraftan öğretmen eğitimlerini Milli Eğitim Akademisi üzerinden yürütüyoruz. Bir taraftan da ders kitaplarının güncellenmesiyle ilgili süreci yürütüyoruz." diye konuştu.

"Öğretmen arkadaşımızın ötekileştirildiği problemdi, çözdük"

Tekin, adrese dayalı okul kayıt sistemindeki düzenlemeye ilişkin soru üzerine, öğrenci okula yazıldıktan sonra sınıf, şube ve öğretmen tercihi üzerine yaşanan sorunlara dikkati çekti. Okul kayıt ücreti konusuna da değinen Tekin, şunları kaydetti:

"O öğretmene kaydettirmek için "şu kadar para ödedim, "şu kadar para istediler" gibi kaosun ortaya çıkması. Öğretmen arkadaşlar arasında bir öğretmenin sosyal çevresi geniş, sosyal medyada iyi reklamını yapmış. Onu tercih ediyorlar. Bu, aynı branşta veya aynı sınıftan diğer iki, üç öğretmen arkadaşımızın ötekileştirildiği problemdi. Geçen yıl, bunu çözdük. Elektronik ortamda herkesin sınıf ve şubesini belli parametreler ışığında belirleyeceğiz dedik. Aslında o gün çözmeye çalıştığımız problemler bu ikisiydi."

"Biz zaten bir okula kaydediyoruz"

Tekin, illere yönelik Bakanlık Yönetim Sistemi üzerinden öğrencilerin bilgilerini görüntüleyerek okul ihtiyacını tespit ettiklerini belirterek, şunları ifade etti: "Bu ekonomik anlamda da bizi rahatlatan bir planlama. Eğer bu planlamayı hayata geçiremezsek, şu okulda derslik sayısı başına düşen öğrenci sayısı 15 ama yandaki okulda 40. İkisinde de bizim kadrolu öğretmenlerimiz var. İkisi de bizim okulumuz, ikisinde de aynı teknik imkanlar var. Ama bu okul, bir şekilde popüler olmuş.

Bu, bizim bütün planlamalarımızı da alt üst ediyor. Ben, çocuğumu o okulu yazdırmak için 'kayıt ücreti ödedim' diyor. Ödeyemezsin kardeşim, biz zaten senin çocuğunu bir okula kaydediyoruz. 14 Eylül günü, çocuk zaten kayıtlı olduğu okuluna, sırasına oturabilir. Öncesinden kimseyle gidip muhatap olup, kayıt yaptırmasına gerek yok."

Kaynak: Haber Merkezi