Partisinin TBMM’de düzenlediği grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, “Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek şekilde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adının ucu açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü olmasını öneriyorum. Elbette başka alternatifler üretilebilir. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır” ifadelerini kullandı.
“Türkiye, Kıbrıs Türk'ünün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir”
Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle;
“Türkiye Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir. Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen nadir devletlerden biridir. Türkiye kendi hikâyesini politik söylemlerle yazmaz. Üretimle, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazar. Türkiye'nin dış politika anlayışı barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir.
Ancak barıştan yana durmak, edilgenlik anlamı taşımaz. Diplomasiye önem vermek başkalarının hesabına eklemlenmek manasına gelmez. Arabuluculuk herhangi bir küresel veya bölgesel projenin azası haline gelmek şeklinde yorumlanamaz. Türkiye, kendi dış politikasını kendi milli çıkarları, güvenlik öncelikleri, kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürütür. Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız, hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye'ye karşı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye'nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz. Türkiye, masaya kendi aklıyla oturur, kendi güvenliğini, kendi hukukunu ve kendi menfaatini göz ardı ederek siyaset yapmaz. Barış siyaseti yalnız iyi niyetle yönetilemez. Güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam iç cephe ister. Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi zayıf olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır.
Kıbrıs yalnız müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz. Kıbrıs'ta toprak alım satımı, stratejik bölgelerde yoğunlaşması sıradan ticari işlem gibi görülemez. Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz. Türkiye, Kıbrıs Türk'ünün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir. Başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yöneticileri olmak üzere bütün vatandaşlarımız tarihi bilinç ve sorumlulukla hareket etmelidir. Adada hala Avrupa Birliği romantizmiyle oyalananlar, gözlerinin Doğu Akdeniz'in kıyılarına çevirmeli, Filistin'le yaşananları ibretle okumalıdır. Devletsizliğin, sahipsizliğin, garantisizliğin bir halka nelere mal olduğunu göreceklerdir. Türkiye, KKTC'nin varlık hakkını koruyacak, Doğu Akdeniz'deki meşru çıkarlarını başkalarının onaylarına bağlamayacak, Ege'deki denge hukukunun aşındırılmasına müsaade etmeyecektir.
“MHP, dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin sigortasıdır”
Türkiye'nin önündeki dönemi yalnız güvenlik tedbirleriyle, diplomatik temaslarla veya ekonomik programlarla karşılaması yeterli değildir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı milli seferberlik anlayışıdır.
Terörsüz Türkiye hedefinin burada ayrı yeri vardır. Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye'de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır. Bizler vatan sevdalısı Türk milliyetçileri olarak barış için çıktığımız bu kutlu yola baş koyduk. Türk milliyetçiliği kalabalıklarda atılan kuru sloganların, kürsülerde atılan kof nutukların değil, karanlığı yaran kudretli bir şuurun tecellisidir.
Bugünün sorunlarına cesaretle eğilenlerin ve elini taşın altına koyanların, hatta o taşın altına gövdesiyle girmeyi vazife bilenlerin anlayışıdır. MHP, Türk milliyetçilerinin fırtınalı havalarda savrulmalarına, siyasetin kırılgan zeminlerinde sarsılmalarına, kaygan yollarda sürüklenmelerine, sözde seçenekler etrafında sahipsiz kalmalarına karşı serdengeçti siperidir. MHP, dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin sigortasıdır. Bu sigorta, kriz zamanlarında gözlerin çevrildiği istikamet, fitne dönemlerinde suları berraklaştıran erdemdir. Ayrılığı kollayanlara, yorgunluğu kulaklara fısıldayanlara, yılgınlığı gözlerinden okunanlara, mevkisiz kaldığında mevziyi terk edenlere, sadakati makamla ölçülenlere, davasını şahsi istikbaline bağlayanlara inat dimdik ayaktadır.
“Terörsüz Türkiye teslimiyet, taviz değildir, terör örgütüyle pazarlık değildir”
MHP tarihi sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak, şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu yürüyüşün adı 'Terörsüz Türkiye’dir. Terörsüz Türkiye teslimiyet, taviz değildir, terör örgütüyle pazarlık değildir. Devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek hiç değildir. Böyle tasavvurlara girişenler varsa, MHP’yi vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa, Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir. Hiç kimse MHP’nin adını terörle yan yana getiremez, hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez. Bilinmelidir ki terörsüz Türkiye, Türk milletinin tarihi bir musibetten kurtulmasıdır.
Terörsüz Türkiye'nin ne denli hayati bir mesele olduğunu idrak etmek zor değildir. Sınır ötesindeki kriz ile sınır içindeki huzur aynı stratejik denklemin parçalarıdır. İşte biz bu denklemi görüyoruz. Biz Türkiye'nin geleceğini bugünün tartışmalarına göre değil, 2053'ün ufkuna, 2071'in kavrayışına göre değerlendiriyoruz. Terörsüz Türkiye ile etnik tahrikçilerin çapsız siyasetlerine kapımızı kapatıyoruz. Terörsüz Türkiye komşunun komşuya güvenmesidir, annenin evladını okula huzurla göndermesidir, esnafın kepengini endişesiz açması, öğretmenin sınıfa başı dik girmesidir.
“Sürecin yasal düzenleme hazırlıklarıyla ilerlemesi son derece anlamlıdır”
Bu sürecin en önemli yönlerinden biri meselesinin Gazi Meclis’imizin çatısı altında ele alınmış olmasıdır. TBMM’de terörsüz Türkiye hedefinin komisyon çalışmalarıyla, farklı siyasi partilerin katkılarıyla, raporlarla, müzakereleriyle ve nihayet yasal düzenleme hazırlıklarıyla ilerlemesi son derece anlamlıdır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, tarihi bir vazife üstlenmiştir. Sırada, siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclis’imizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır, teklifler değerlendirilecek, her partiden madde önerileri alınacak, kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır.
Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihî yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaştırma gafletine düşülmemelidir. Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemeli, kimse gazilerimizin fedakarlıklarına gölge düşürmemeli, kimse anaların gözyaşı üzerinden siyaset devşirmemeli, kimse kardeşliğimizi, birliğimizi zehirleyecek sözlerin, söylemlerin, sözde siyasetlerin peşine takılmamalıdır. Terörsüz Türkiye, Türkiye’nin ortak mesajı olmalıdır.
Bugün Hıdrellez arifesindeyiz, dileğimiz nettir. Bahar yalnızca dağların doruklarına, ovaların yeşiline, bahçelerde açan çiçeklere değil; milletimizin gönlüne, Edirne'den Kars'a yurdumuzun tamamına dokunsun.
“Öcalan'ın statü meselesinin konuşulması da bizim açımızdan önemlidir”
11 Temmuz 2025'te terör örgütü PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakması bu tarihi çağrının ve Terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olmuştur. Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç titizlikle, güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan'ın statü meselesinin konuşulması da bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak, çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak, örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdanı ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir.
Türkiye’nin güvenliği ve geleceği söz konusuysa ani tepkilere, sosyal medya gürültülerine, temelsiz muhalefet tantanalarına mahal veremeyiz. Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek şekilde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adının ucu açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir.
“Barış Süreci Ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü olmasını öneriyorum”
Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘Barış Süreci Ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum. Elbette başka alternatifler üretilebilir. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır. Kimsenin en ufak şüphesi olmasın. Şehitlerimiz baş tacımızdır. Türkiye'yi yönetmek ciddiyet ister. Türkiye'yi yönetmeye talip olmak ağır bir mesuliyet ister. Milli meseleler kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafifliğe taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanın uykusu kaçmalı, saçları ağarmalı, kalbi acımalı, zihni yorulmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü devleti yönetmeye talip olanın zihnindeki ve kalbindeki yüz onun ayaklarının yerden kesilmesine izin vermez. Muhalefet etmek başka milli meselelerle ortak aklı zehirlemek başkadır. Hükümete eleştiri yöneltilebilir fakat Türkiye yok edilemez.




