Nefes Gazetesi yazarı Nuray Babacan bugünkü köşe yazısında AK Parti’de bürokratik oligarşi tartışması başladığını aktardı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle bürokrasinin daha güçlü hale geldiğini belirten Babacan, parti genel merkezi ile Meclis grubunun karar alma gücünü kaybettiğine dikkat çekti. Babacan, “Külliye başta olmak üzere hükümet ve kamu kurumlarındaki bürokratik kadrolara çok fazla yetki verildi. Denetçi de onlar, karar verici de” değerlendirmesini aktardı.
Babacanın bugünkü yazısı şöyle;
İktidar partisi mensupları, henüz fon vurgunu patlamadan önce ilginç bir tartışma başlatmıştı. Bunu açıkça sosyal medya hesaplarına taşıyanlar oldu. Siyasetçinin etkisizleştiği, bürokratik oligarşinin güçlendiği iddiaları görünür olacakken, siyasilerin, bürokratların ve yeni dönem zenginlerin karıştığı kriz yaşandı.
Kulislerde, partili arkadaşlarından başka kimlerin bu ‘vurgun titanına’ karıştığını merak edenler çoğunlukta. Sessiz kalan da şikayet eden de var. Sessiz olanlarla ilgili dedikodu ve şüphe hakim. Şikayet edenler de kulislerde konuşup, kamuoyunun önüne çıkmaktan korkuyor.
Bir iki kişi dışında kamuoyunun önüne çıkıp yapılanları eleştiren yok.
Bir paylaşım ise dikkat çekici:
Cumhurbaşkanı danışmanlarından eski milletvekili Mustafa Akış’a ait;
“Siyaset kurumu irtifa kaybediyor. Ne derseniz deyin siyaset, sivil alana müteallik (ilişkili-bağlı) bir kurum. Türkiye Cumhuriyeti geçmişte siyasetsizliğin açtığı boşlukların bedelini ağır ödedi. Kısa demokrasi tarihimiz bize göstermiştir ki siyasetin etkisizleştiği, siyaset kurumunun asli işlevini yerine getirmediği her dönemde, ortaya çıkan boşluklar çoğu zaman Türkiye’nin menfaatlerine aykırı gelişmelere zemin hazırlamıştır.
Siyaset kurumunu yeniden ayağa kaldırma sorumluluğu ise her şeyden önce siyasetçilerin kendisine aittir. Hepimiz şapkamızı önümüze koymalı, siyasetin itibarını toplumsal karşılığını ve geleceğini yeniden düşünmeliyiz.
Hiç değilse çocuklarımız için…”
***
AKP’lilerin, son günlerde dillerinden düşürmedikleri sözcük; Bürokratik Oligarşi…
“Demokratik devletlerde seçimle iş başına gelmiş yöneticiler yerine, atanmış devlet memurlarının ve üst düzey bürokratların yönetimde asıl söz sahibi olması durumunu ifade eden siyaset bilimi terimi.
Bu yapı, devletin denetimi ve yönetim gücü halkın iradesinden çıkarak, bakanlıklar, kurullar, yargı ve askeriye gibi kurumlardaki ayrıcalıklı bir azınlığın eline geçmesi...” diye tanımlanıyor en basit haliyle…
Yapılan ilginç yorumlardan biri;
“Bürokrasi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle daha güçlü hale geldi. Kendine alan açtı. Partinin genel merkezi ve Meclis grubu gücünü yitirdi. Karar verici olmaktan çıktı. Çünkü, külliye başta olmak üzere hükümet ve kamu kurumlarındaki bürokratik kadrolara çok fazla yetki verildi. Denetçi de onlar, karar verici de…”
***
Parti Genel Merkezi’nin ve TBMM Grubunun hem kadro hem etki açısından zayıfladığını dile getiren AKP’lilere göre, siyaset kurumunun çözüm üretmekten, hataları düzeltmekten ve karar vermekten uzaklaştığı bu dönemde, art arda sorunlar yaşanmaya başladı.
“Siyasetçiler Ankara’nın aldığı her kararın hesabını seçmene vermek zorunda. Üstelik sonucu değiştirmediği, itiraz etse de düzeltemediği kararları ya savunacak ya da susacak. Herkesin yaşadığı ikilem bu…”
***
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk yıllarında AKP’li siyasetçilerden direnç gösteren, mekanizmaya müdahale edenler oldu. Bakanlıklarda ve ilgili kurumlarda hazırlanan, kendi deyimleriyle sokaktan ve halktan kopuk yasa metinleri, TBMM grubunda kurulan dört ayrı komisyona gönderildi.
Her bir komisyonun başında bir grup başkan vekili görevlendirildi. Bir önceki dönemde yasalar, burada incelendi. Geri çekilenler, değiştirilenler oldu. Fakat son yıllarda bu mekanizma da işlemez hale geldi.
Seçim bölgelerinde halkın tepkisiyle uğraşmak zorunda kalan siyasetçi, Ankara’da ofislerde üretilen kararları savunamaz hale geldi.
***
İktidar partisinde bazı siyasetçinin fark ettiği ve dert ettiği bu durumdan ‘nemalanan’ siyasetçiler, çocukları ve damatları konuşuluyor!
Şikayet ettikleri sistemden yararlananlardan, kolay para, iş takipçiliği, komisyonculuk, danışmanlık gibi yeni icat edilen işleri üstlenen ailelerini, eşlerini, çocuklarını görmezden gelen babalardan söz ediliyor.
Hem oluşan yeni devlet yapısından şikayet edip hem de nimetlerinden yararlanmak var! Yani hem bürokratik oligarşiden hem siyaset mekanizmasının güçlenmesi gerektiğinden dem vurup, ‘bal tutan parmağını yalar’ durumu var.
Şimdi, siyasi etik, siyasi ahlak, haksızlık, yasa dışılık, bir hırka, bir lokma… diye yıllarca dillerden düşmeyen konuları konuşmanın zamanı…




