Kobani, SDG'nin Suriye'de bazı bölgelerden çekilmesi ve müzakerelerin tıkanmasının ardından bir süredir geçici Suriye hükümeti ve ona bağlı güçlerin kuşatması altında bulunuyor. Söz konusu kuşatma; su, elektrik, internet ve iletişim hatları gibi temel hizmetlerin kesilmesine neden oldu.
Partinin MKYK gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Kobani'ye ilk aşamada 11 TIR yardımın ulaştığını duyurdu.
Özgür Özel'e Kobani yanıtı
Çelik'in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle;
Sayın Özel’in, Kobani’ye yardımların Obama’nın talimatıyla yapıldığı yönündeki sözlerini nasıl değerlendirdiğimizdir. Burada kastedilen dönem, Obama’nın ABD Başkanı olduğu geçmiş bir dönemdir. Sayın Özgür Özel, grup konuşmasında bunu ifade etmiş; Kobani’ye Obama’nın aramasıyla birlikte yardım yapıldığını, hatta Ömer Çelik’in de bunu itiraf ettiğini söylemiştir.
Şimdi birincisi şu: Kobani meselesi, bir kampanya olarak bir-iki milletvekili tarafından başlatıldı. Bunlar, bu “40” meselesini istismar etmeyi meslek ve kariyer hâline getirmiş kişilerdi. “Kobani düştü, düşüyor” diyerek insani duruma dikkat çekmeye çalıştıklarını söylüyorlardı. Bu çerçevede Cumhurbaşkanımız da aranmıştır. Ancak Cumhurbaşkanımıza “şunu yapın, bunu yapın” şeklinde bir telkin söz konusu değildir. Bütün bu görüşmeler devlet tutanaklarında mevcuttur.
O sırada Türkiye zaten kendi hazırlıklarını yapmıştı. Burada dikkat çektiğim husus şudur: Yardım götürülmesiyle ilgili bir irade ortaya konulduğunda, PKK bu yardımı engelliyordu. Peki neden engelliyordu? Daha sonra Türkiye, örgütün bu terörist blokajını baypas edecek bir yöntem buldu ve bu yöntemle birlikte PKK’nın sivillere yönelik barbar yaklaşımı ve propaganda amacı çöktürüldü. Bu konu defalarca ifade edilmiştir.
O dönem uluslararası gündemi anlatmak bakımından Obama meselesi dile getirilmiştir. Ancak bundan çok daha önce Türkiye, yardımlarla ilgili üç-dört koldan, hem fiziki hem de insani anlamda stratejilerini geliştirmişti. Bu net bir şekilde ortadayken, benim de net cümleler kurmama rağmen bu konu defalarca gündeme getirildi. Bunu siyasi kariyer hâline getirenler oldu. Açıkçası cevap verme ihtiyacı da hissetmedim; çünkü cevap verilecek bir şey yok.
Ancak enteresan olan şudur: Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü bir partinin genel başkanının gündemine bu konunun bu şekilde sokulmasıdır. Burada çok temel bir problem var. O temel problem de Sayın Özgür Özel’in bilgiyle, bir meseleyi doğru anlamakla ve siyaseti öğrenmekle ilgili ciddi sorunlar yaşamasıdır.
Mesela Aydın’da bir miting yapıyor. Cumhurbaşkanımız için “izin verdiler” denilen miting açık alanda yapılmışken, Sayın Özel bunu “kapalı salonda yaptılar” şeklinde anlatıyor. Bu, akletme düzeyi açısından ciddi bir problemdir. Hafızanıza başvurmanızı isterim; hatta bundan daha vahim örnekler de vardır.
Genel başkan olmadan önce de, olduktan sonra da benzer hatalar yapmıştır. Örneğin bekçilerle ilgili bir düzenleme yapılırken çıkıp, “Ben Orhan Kemal’in Bekçi Murtazasındaki gibi bir bekçi isterim” demiştir. Oysa herkes bilir ki Murtaza olumsuz bir karakterdir. Bu da gösteriyor ki romanı okumamış, karakterin neyi temsil ettiğini bilmemektedir. Buna rağmen siyasi argüman üretmeye çalışmıştır. Bununla ilgili birçok köşe yazısı ve değerlendirme yapılmıştır.
Okumadığı bir romandaki karakteri tersinden anlatan, açık alanda yapılan bir mitingi kapalı salon mitingi diye anlatan ve “babamdan duydum, izin vermişler” gibi ifadelerle konuşan bir genel başkandan söz ediyoruz. Maalesef kendisini bilgilendirenler yetersiz ve niteliksizdir.
Dış politikada da ciddi hatalar yapılmaktadır. Eskiden kötü bir cümle vardı: “Mutfakta biri var.” Burada ise mutfakta kimse yok; mutfak tamamen terk edilmiş durumda. Ne olduğunu anlamadan konuşulan bir süreç söz konusu.
Geçmişte Amerikan başkanlarının bazı ricaları olmuştur. Eğer bu ricalar Türkiye’nin millî güvenlik politikasıyla uyumluysa, bizim kararımızla onların kararı örtüşmüştür. Uyumlu değilse, Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanımızın kararıyla çelişmiştir. Zaten uzun zamandır “Türkiye müstakil bir siyaset izliyor”, “Türkiye Batı ittifakından kopuyor” denmesinin sebebi de budur.
Hatırlayın, Esad katliamlara başlamadan önce Türkiye, Arap Baharı’nın dalgalarını görmüş ve bölgedeki devletlerin reform yapması gerektiğini telkin etmiştir. O dönemde Suriye ile ilişkiler kurulduğunda, “Türkiye Amerikan ve Avrupa dış politikasına aykırı hareket ediyor” denmiştir. Yani Cumhurbaşkanımızın ve Türkiye’nin müstakil siyaseti, CHP’nin tartışacağı değil; ders alıp öğrenmesi gereken bir alandır.
"İlk aşamada 11 TIR yardım gönderildi"
İnsani yardımlar konusuna gelince; elbette insani yardım yapıyoruz. İlk aşamada 11 TIR yardım gönderildi. Orada zorluk çeken Kürt kardeşlerimizin yanında olacağız. Yardımlarımız devam edecek. Oradaki kanaat liderleri ile iletişim halindeyiz. Net bir şekilde söylüyoruz; hangi ideoloji altında olursa olsun, Suriye’de ve bölgede bütün terör örgütlerine karşıyız. Hiç kimse terör örgütlerini oradaki kardeşlerimizle eşitlememelidir.
Şartlar ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun; Suriyeli Kürtlerin, Suriyeli Türkmenlerin ve Suriyeli Arapların yanındayız.





