11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Küresel Liderler Diyaloğu” kapsamında düzenlenen bir seminerde yaptığı konuşmada, değişen küresel ve ekonomik dengeler ile Avrupa Birliği’nin karşı karşıya olduğu sınavlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Gül, “Değişen Küresel ve Ekonomik Değerler Işığında; Avrupa Birliği'nin Sınavı Savaş, Terör, İhtilaf ve İstemsiz Göç'le Birlikte Savaş Sonrası Dünya” başlıklı oturumda yaptığı konuşmada, uluslararası sistemde kuralların giderek daha fazla aşındığını belirtti.
Bazı büyük güçlerin kuralsızlığı kendi çıkarları açısından avantajlı gördüğünü ifade eden Gül, bunun uzun vadede ters tepeceğini söyledi. Gül, “Bazı büyük güçler kuralsızlığın kendi çıkarlarına olduğunu düşünerek kuralları aşındırmayı tercih edebilirler. Ama aslında uzun vadede bundan en çok onlar zarar görür” ifadelerini kullandı.
ABD’nin küresel rolüne de değinen Gül, özellikle Orta Doğu ve Körfez bölgesindeki gelişmeler üzerinden değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin geçmişte bölgede güvenlik garantörü olarak görüldüğünü ancak bugün farklı bir konumda algılandığını belirterek, “Eskiden Körfez'deki bütün ülkelerin güvenlik garantörü olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri, artık bizzat oradaki ülkelere yönelik saldırıların sebebi haline gelmiş vaziyettedir” dedi.
Konuşmasında küresel değişimin kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Gül, asıl korunması gerekenin temel insanî değerler olduğunu vurguladı.
“İnsanı merkeze alan değerler korunmalı”
Gül, değişen dünya düzeninde en büyük sınavın, insanı merkeze alan değerlerin korunması olduğunu belirtti. “Değişmemesini dilediğim bir şey var: İnsanı merkezine alan temel değerlerimiz” diyen Gül, bu değerlerin geriye gitmemesi, aksine ilerletilmesi gerektiğini söyledi.
“Yeni normal” kavramı üzerinden yapılan tartışmalara da değinen Gül, daha düşük demokrasi standartlarının, zayıflayan hukuk sisteminin ve insan hakları ihlallerinin normalleştirilmesinin tehlikeli sonuçlar doğuracağını ifade etti.

Gül, “Eğer 'yeni normal' adı altında daha düşük standartlı bir demokrasiyi, daha geri bir hukuk sistemini ve insan hakları ihlallerini kabullenirsek; bu durum sadece gelecekteki kötülükleri ve acıları davet eder. Bu asla akılcı bir yaklaşım değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Gül konuşmasında şöyle dedi:
“Değerli Cumhurbaşkanları,
Kıymetli Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Marmara Grubu Vakfı'nın değerli yöneticileri,
29. Avrasya Ekonomi Zirvesi münasebetiyle siz değerli dostlarımızla beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Buradaki Sayın Cumhurbaşkanlarının birçoğuyla aynı dönemde görev yaptık. Temsil ettikleri ülkelerin hepsine resmi ziyaretlerde bulundum ve kendilerini de Türkiye'de resmi düzeyde misafir ettim. İlişkilerimizi her alanda en üst seviyeye taşıdık. Bugün de Türkiye ile bütün bu dost ülkeler arasındaki işbirliğinin en güçlü şekilde devam ettiğini görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bizi her sene bu platformda bir araya getirdiği için Marmara Grubu Vakfı'na teşekkür ediyorum.
Bugünkü oturumun başlığı son derece manidar. Küresel bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçtiğimiz artık sorgulanmıyor, bu kabul edilmiş bir gerçek. Hepimiz şahidiz ki büyük bir değişim var. Fakat esas hepimizin zihninde olan ve sorduğu soru şu: Uluslararası plandaki bu değişim hangi istikamette gelişiyor, ne tarafa doğru gidiyor?
Son yıllarda yaşanan gelişmeler maalesef çok üzücü. Kural temelli uluslararası düzenin, demokratik değerlerin ve insan haklarının tamamen ihmal edildiği, göz ardı edildiği bir manzarayla karşı karşıyayız. Öyle ki, dünyaya yön veren liderlerin konuşmalarına baktığımızda demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk artık mevzubahis olmuyor; bunlar hiç hatırlatılmıyor.
Son dönemde Filistin'e, Lübnan'a ve İran'a karşı gerçekleştirilen haksız ve acımasız saldırılar, uluslararası düzenin geldiği acınacak halin en somut ifadeleridir. Bir dönem demokratik dünyanın koruyucusu olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri'ndeki gelişmeler ise gerçekten hüzün verici ve şok edicidir. Amerikalı yetkililer, İsrail'in pervasız saldırılarını sadece kabul etmekle kalmadılar; yaptıkları işbirliğiyle İsrail'in bu uluslararası hukuk tanımazlığının neredeyse meşruiyetini savunur hale geldiler. Büyük güçlerin kuralları çiğnemekten imtina etmediği bir dünya düzeni, hak temelli değil güç temelli hale gelir. Böylece, başka güçlerin de çekinmeden kuralları çiğnemelerinin önü açılır.
Saldırıya uğrayan halkların yaşadıkları acılar bir yana, bozulan düzenin getireceği sorunlar daima çok ciddi olacaktır. İnsan canının kıymetli olduğu, insanı merkeze alan demokratik yaklaşımı tekrar güçlendirmemiz şarttır. Ülkelerin ve liderlerin sorumlu tutulduğu, kararların hesabının verildiği daha şeffaf ve adil bir dünyayı savunmak aslında hepimizin görevidir.
Bazı büyük güçler kuralsızlığın kendi çıkarlarına olduğunu düşünerek kuralları aşındırmayı tercih edebilirler. Ama aslında uzun vadede bundan en çok onlar zarar görür. Amerika Birleşik Devletleri'nin bugün ve gelecekte karşı karşıya kalacağı durum da budur. Bunu İran savaşıyla birlikte açıkça görüyoruz. Eskiden Körfez'deki bütün ülkelerin güvenlik garantörü olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri, artık bizzat oradaki ülkelere yönelik saldırıların sebebi haline gelmiş vaziyettedir. Dolayısıyla bu ülkeler artık kendilerine daha farklı politikalar çizmek, alternatif güvenlik ortaklarına yönelmek durumunda kalacaklar. Hiçbiri artık yumurtalarını tek bir sepete koymayacak. Büyük güçler kuralları bugün tamamen aşındırırsa, o kuralsızlık ileride dönüp kendilerini vurur. Bu tablo göstermektedir ki, Amerika Birleşik Devletleri'nden uzaklaşmanın çok daha hızlanacağı artık değişmez bir gerçektir.
Bu süreçte Avrupa'nın sessiz kalması ve sesini yeterince çıkartamaması, kıtaya prestij kaybettiriyor. Hâlbuki Avrupa; demokrasinin, insan haklarının, kuralların ve iyi yönetimin merkezidir. Avrupa'nın öncelikle kendi ağırlığını ve gücünü hatırlaması lazımdır. ABD yönetiminden çekinmemesi, böylesine pervasız ve kırıcı davranışlar karşısında kendini bu kadar yıpratmaması gerekir. Aksine, Avrupa'nın bunu bir fırsata çevirip gücünün tekrar farkına varması ve dünyada aşınan demokrasinin kalesi olduğunu göstermesi şarttır.
Elbette sadece yumuşak güç ülkeleri güçlü hale getirmiyor, savunma ve askeri güç de bunun kaçınılmaz bir parçası. Ancak güvenlik söz konusu olduğunda, Avrupa'yı sadece Avrupa Birliği'nden ibaret görmek tarihi bir hata olur. Değerli dostlarımızın da işaret ettiği gibi, Avrupa'yı daha geniş bir çerçevede kucaklamalıyız. Birleşik Krallık'tan Türkiye'ye kadar uzanan kapsayıcı bir işbirliği olmazsa, Avrupa güvenliği eksik kalır. Böyle bir işbirliği inancım odur ki Avrupa'yı çok daha güçlü hale getirecektir.
Şüphesiz ki, uluslararası vizyonun ötesinde temel bir gerçek daha var: Her şeyden önce ülkelerimizin kendi iç meselelerini, yani kendi evinin içini düzene sokması gereklidir. Bir ülkenin kendi evi ne kadar düzgün olursa, hukukun üstünlüğü ne kadar sağlanırsa ve kaynaklar ne kadar şeffaf dağıtılırsa, ekonomik kalkınma ve refah o kadar hızlanır. Hangi ülkede kurallar düzgün işliyor, şeffaf ve hesap verebilir bir ortam varsa, o ülkenin gelişmesi o derece kolay olmaktadır. Bu değişmez tarihi bir gerçektir.
Siyasi ve ekonomik buhranlarla bağlantılı olarak; ihtilaflar, terör, düzensiz göç ve küresel enflasyon gibi bilindik sorunlar önemini koruyor. Bunların yanı sıra, çığır açan teknolojilerin sundukları fırsatlar kadar yarattıkları tehlikeli gelişmelerle de devletler olarak yüzleşmek zorundayız. Yapay zekanın savaşlarda, özellikle de İran ve Gazze'de kullanıldığını ve bunun ahlaki sınırları nasıl aştığını, ne gibi tehlikeler arz ettiğini hep birlikte görüyoruz. Teknoloji kaynaklı bu tür askeri sınamaların yanı sıra, Bitcoin gibi izlenmesi ve kontrolü zor finansal varlıkların kurallara bağlanması da yine devletlerin ortak işbirliğiyle çözülebilecek hususlardır.
Tüm bu sınamalar karşısında tekrar değinmek isterim ki; dar bir Avrupa peşinde koşmak köhneleşmiş bir fikirdir. Dar bir Avrupa yerine daha geniş bir Avrupa'yı kucaklamak gerekir. Demokrasinin, hukukun, insan haklarının ve insanı merkeze alan değerlerin yayıldığı platform olan Avrupa Konseyi'ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne baktığımızda zaten bu "Geniş Avrupa"yı açıkça görüyoruz. Bu kadar geniş bir vizyonu sadece Avrupa Birliği sınırları içerisine hapsetmek, önümüzdeki büyük gelişmeler karşısında Avrupa'yı sadece güçsüz kılacaktır.
Değerli katılımcılar,
Dünyamız ve kurallar değişiyor. Fakat değişmemesini dilediğim bir şey var: İnsanı merkezine alan temel değerlerimiz. Belki de en büyük sınavımız, değişen dünyada bu temel değerlerimizi koruyabilmek ve onları geriye değil, daha da ileriye taşımak olacaktır. Eğer 'yeni normal' adı altında daha düşük standartlı bir demokrasiyi, daha geri bir hukuk sistemini ve insan hakları ihlallerini kabullenirsek; bu durum sadece gelecekteki kötülükleri ve acıları davet eder. Bu asla akılcı bir yaklaşım değildir.
Geleceğin daha iyi olması temennisiyle, siz değerli devlet başkanı dostlarımızı bir kez daha burada görmekten duyduğum büyük memnuniyeti ifade ediyor; hepinize sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.”




