CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “Bugün PM’mizde bazı belediye başkan adaylarımız belirlendi. 4’ü büyükşehir belediye başkan adayı olmak üzere 227 seçim çevresinde PM’mizde aldığımız kararla belediye başkan adaylarımızı belirledik. Açıklayacağımız 4 büyükşehirden 2’si zaten önceki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından ilan edilmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımız; İstanbul'u AKP'nin talancı belediyecilik anlayışından kurtaran ve halkçı belediyecilik anlayışını getiren Sayın Ekrem İmamoğlu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız ise Ankara'yı parsel parsel satanlardan kurtaran ve Ankara'yı sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştıran Sayın Mansur Yavaş. Bursa ve Balıkesir illerimizde de daha önce partimizin ve örgütümüzün üzerinde mutabakata vardığı, ayrıca anketlerde de kazandığını gördüğümüz isimler PM kararıyla bugün adaylaştı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Mustafa Bozbey. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız ise Sayın Ahmet Akın” dedi.

CHP Sözcüsü Deniz Yücel, parti genel merkezinde Parti Meclisi (PM) toplantısı gündemine ilişkin açıklama yaptı.

Yücel’in açıklamaları şöyle:

227 seçim çevresinin belediye başkan adayları kesinleşti

“Öncelikle salı günü, Bütçe Görüşmeleri’nde yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçiren ve o günden beri tedavi altında bulunan Saadet Partisi Milletvekili Hasan Bitmez'in vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendik. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına ve Saadet Partisi camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Hepimizin başı sağ olsun. Bugün MYK toplantımızın ardından PM toplantımız yapıldı ve hâlâ toplantımız devam etmekte. Ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerimizin yanı sıra, yaklaşan yerel seçimlerle ilgili olarak içinde bazı büyük şehirlerin de olduğu 227 seçim çevresinin belediye başkan adayları, PM’mizin kararıyla kesinleşti.

CHP'nin belli olan 227 belediye başkan adayının tam listesi (2024 CHP Belediye Başkan Adayları) CHP'nin belli olan 227 belediye başkan adayının tam listesi (2024 CHP Belediye Başkan Adayları)

Bir hayalden ibaret olduğunu gösteriyor

Bu hafta Meclis’te bütçe maratonu başladı. Bütçe, Meclis’in halk adına egemenlik yetkisini kullanması açısından önemli. Aynı zamanda iktidarın hizmet ve harcamalarda hangi anlayışla devleti yönettiğini de gösteriyor. Bu bütçe bize AKP'nin Türkiye'yi dünyadaki ilk 10 ekonomi içinde sokma hedefinin bir hayalden ibaret olduğunu gösteriyor. Ve aynı zamanda 25 bin dolar Gayrisafi Milli Hasıla (GSYH) hedefinin yarısına bile ulaşılamadığını, Türkiye'nin 21 yıl önce kişi başına milli gelirini 74’üncü sıradayken bugün 78’inci sırada olduğunu gösteriyor. Bu bütçede vatandaşın gelirinden doğrudan kesilen vergiler, 1 buçuk trilyondan yüzde 63’lük bir artışla 2 buçuk trilyona çıkıyor. Zenginin de fakirin de ödediği KDV, ÖTV ve tüm tüketim mallarından alınan dolaylı verdiler, 3 trilyondan yüzde 77’lik bir artışla 5 buçuk trilyona çıkıyor. Yani 2024’te de doğrudan ve dolaylı vergilerle tüm yük emekçilerin ve çalışanların sırtında.

Kendilerine bin odalı saray yaptılar, vatandaşın cebinde para yok

Bu durumda, AKP'nin Meclis’e getirdiği bu bütçe, tabii ki halk yararına hazırlanmış bir bütçe değil. Bütçe, AKP'ye sadece parasal bir unsur gibi gelebilir. Ama biz o paranın nereye harcandığıyla ilgileniyoruz. Çünkü bütçe aynı zamanda iktidarın yatırım ve tasarrufları hangi alanda yapmayı tercih ettiğini de gösteren bir kanundur. Bu ülkede üniversite yaptılar, içinde eğitim yok. Şehir hastaneleri yaptılar, içinde doktor yok. Havaalanı yaptılar, inen uçak yok. Adalet sarayları yaptılar, ülkede adalet yok. Kendilerine bin odalı saray yaptılar, vatandaşın cebinde para yok. İşte biz bu bütçe görüşmelerinde bunların hesabını soracağız. İşçinin emekçinin, çiftçinin, emeklinin, dar gelirlinin bütçesini savunmaya devam edeceğiz.

Asgari ücret görüşmeleri bir kez bile gerçek bir uzlaşmayla sonuçlandı mı?

Ülkemizde milyonları ilgilendiren Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun görüşmeleri başladı. Başka ülkelerde de asgari ücret belirleniyor ama hiçbir ülkede böylesine önemli bir gündem haline gelmiyor. Bir ülke düşünün ki bakkalda, markette, pazarda, sokakta herkes asgari ücretin ne olacağını konuşuyor. Çünkü ülkemizde çalışan nüfusun yarıya yakını asgari ücretle çalışıyor. Erdoğan Türkiye’sinde asgari ücret, olağan ücret haline geldi. Türkiye'de yoksul olmadığını, yüzü kızarmadan söyleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, asgari ücretle ilgili sürekli mesaj verme derdindeler. Sayın Erdoğan, şimdiye kadarki süreçlerde sanki işçilerin rızasını almış gibi, bu yılki görüşmelerde de işçilerin onayını alacağını iddia etti. Kendisine soruyoruz: 21 yıllık AKP iktidarları döneminde, asgari ücret görüşmeleri bir kez bile gerçek bir uzlaşmayla sonuçlandı mı?

CHP’li Gamze Taşcıer’den Vedat Işıkhan’a: Çocuklar ölüyor Bakan Bey CHP’li Gamze Taşcıer’den Vedat Işıkhan’a: Çocuklar ölüyor Bakan Bey

Yılda en az iki kez iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz

Enflasyonu, zincir marketleri tehdit ederek kontrol altına almak gibi dahiyane fikirleri olan ekonomist Erdoğan'a hatırlatacağımız rakamlar var: 2020 yılında, yüzde 29 olan enflasyon, bugün TÜİK'in bin bir müdahalesi sonucunda ancak yüzde 61 olabildi. Bağımsız araştırma kuruluşu ENAG’a göreyse enflasyon yüzde 129’a dokuza çıktı. 2002 yılında icra dairelerindeki icra takip dosya sayısı 8 buçuk milyon civarındayken bugün 22 milyona ulaşmış durumda. 21 yıl önce, hane halkının cebinden yaptığı sağlık harcaması 4 milyar civarındayken 2022 yılında bu rakam 56 kat. 56 kat artarak 112 milyara fırladı. Devlet, sağlık harcamasını azalttıkça halk, sağlığından olmamak için harcamayı arttırmak zorunda kalmış. İşte AKP'nin devrim yaptığını iddia ettiği sağlık politikalarının halk sağlığına mal olan hazin sonu. Bu ülkede çarkları döndüren milyonlarca işçinin belirlenecek asgari ücreti gerçekten onaylamasını istiyorsanız işçiye, emekçiye, sadaka gibi ücretleri dayatmayacaksınız. Asgari ücretlinin ve ailesinin insan onuruna yakışır bir hayat sürebileceği ücret lütuf değildir, haktır. AKP'nin ülkeyi batıran ekonomi politikaları nedeniyle, işçi ve emekçiler, yıllardır her türlü çalışma ve ücret dayatmasına razı olur hale geldiler. Çünkü günden güne derinleşen yoksulluk işçiyi, emekçiyi, emekliyi ölümle açlık arasında tercih yapmak zorunda bırakıyor. Ama biz CHP olarak asgari ücretin enflasyondaki artışa göre, yılda en az iki kez iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve savunuyoruz.

Mehmet Şimşek, AKP'nin hayal dünyasına kendisini kaptırmış

Her hafta bir bakanın beyin yakan açıklamalarına maruz kalıyoruz. Bu açıklamaların maalesef sonu gelmiyor. Bu kez de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ‘Kira fiyatları düşüyor’ demiş. Şimdi Sayın Mehmet Şimşek'e soruyorum: Bundan kiracıların haberi var mı? Ev sahiplerinin haberi var mı? Bundan emlakçıların haberi var mı? Sayın Şimşek, sanırım sadece Daily Mirror, The Guardian, Wall Street Journal gibi gazeteler okuyor. Şunu hatırlatalım: Oralarda Amerikan ve İngiliz ekonomisi anlatılıyor. Biraz da Türk basınını okusun da ülkenin gerçek gündeminden haberdar olsun. Sokaktaki insanın bu muayyen kira düşüşünden haberi yok. Kimse bu milletin aklını, zekasını hafife almasın. Sayın Şimşek'i bize, eskisine göre biraz daha sağduyulu ve rasyonel diye sundular. Ama görüyoruz ki o da AKP'nin hayal dünyasına kendisini kaptırmış.

AKP'nin gittiği yol yerli ve milli bir yol değil

Biz CHP olarak defalarca sığınmacı sorunu büyümesinden duyduğumuz rahatsızlığı dile getirdik. Bu misafirlik çok uzadı. Bu gruplar ülkelerine derhal geri gönderilmeli. Ancak biz bunu söylerken birileri; daha fazla düzensiz göç yaşansın, daha çok yabancı Türkiye'ye yerleşsin diye kolaylık sağlama peşinde. Birçok ülke uyum sorunlarını görüp vatandaşlığı zorlaştırıyor. AKP ise ‘daha kolay nasıl yapabiliriz’ derdinde. Son yönetmelik ciddi tehlikeler çığırıyor. Özellikle tarım arazilerinin satılmasının önü açılacak. Yabancılara arsa satışlarının nasıl bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Bu satışlara şiddetle karşıyız. Hükümet, sıcak para ve devşirme seçmen bulma derdinde. Bunları herkes görüyor. Ama şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklarda, sizin vatandaşlık satarak getireceğiniz üç-beş doların, Suudi Arabistan Riyali'nin ya da Kuveyt Dinarı’nın zerre dahi değeri yok. Sizin para sevdanız batsın. Burada konu olan vatan toprağı. Gemilerin İsrail'e sevkiyat yapmaya devam etmesinden de anlıyoruz ki AKP'nin gittiği yol yerli ve milli bir yol değil.

‘İzmir'i unutma’ dediği Yunanistan ile 15 ayrı anlaşma imzaladı

Baştan altını çizmek gerekirse biz Türkiye'nin dünyayla her zaman iyi diyalog kurmasını, iletişim kanallarını açık tutmasını tercih ediyoruz. Sorun varsa dahi konuşmadan, müzakere edilmeden çözülemeyeceği gerçeğinin farkındayız. Ancak bu yapılırken Türkiye Cumhuriyeti'nin milli menfaatlerine uluslararası hukuk ve diplomasi kurallarına uygun, tutarlı ve istikrarlı bir çizgide yapılması gerekir. Dış politikamızın temeli, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, ‘Yurtta barış, dünyada barış’tır. Ülkemizin milli menfaatlerini ve yüksek çıkarlarını gözeterek tutarlı ve istikrarlı bir politika yürütülmesi gerekir. Eğer bir adım sonrasını düşünmezseniz, Sayın Erdoğan gibi U dönüşleri ya da geri vitesler yapmak zorunda kalırsınız. Biliyorsunuz, Erdoğan geçtiğimiz hafta, 6 yıl aradan sonra Yunanistan'ı ziyaret etti. ‘İzmir'i unutma’ dediği Yunanistan ile 15 ayrı anlaşma imzaladı. Türk vatandaşlarına 10 Yunan adasına vizesiz, 7 günlük seyahat serbestisi verildi. Peki bu görüşmede Yunanistan'ın işgal ettiği, Türkiye'ye ait adalarla ilgili bir şey konuşuldu mu? Hayır. İzmir, Muğla, Aydın il sınırları içerisinde bulunan 20 adamıza Yunanistan, 14 askeri üs inşa edip alenen silahlandırdı. Bu işgalden başta Erdoğan olmak üzere ilgili bakanlar sorumludur.

Erdoğan, Yunanistan'ın adalarımızı işgal etmesine çıt çıkaramadı

İsrail-Filistin meselesinde, İsrail'e numaradan da olsa tepki gösteren Erdoğan, Yunanistan'ın adalarımızı işgal etmesine çıt çıkaramadı. Numaradan, hatta çakma tepki diyorum çünkü basına da yansıyan gazeteci Metin Cihan'ın sosyal medya paylaşımlarını, İsrail'e sevkiyat yapan gemi sahipleri de resmi ağızlar da yalanlamadı. Bu ziyaretin magazin kısmını bir kenara bırakarak Sayın Erdoğan'a şu soruları sormak istiyoruz: Türkiye-Yunan ilişkilerinde son 10 ayda ne değişti? Lozan Anlaşması'nda belirtildiği şekliyle 23 ada gayri askeri statüsüne döndü mü? Egemenliği tartışmalı adaların durumunda bir değişiklik mi oldu? Yunanistan, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarına ilişkin akıl dışı isteklerinden vaz mı geçti? Batı Trakya'da arzu edilen demokratik ve özgür ortam tesis mi edildi? İmzaladığınız anlaşmaların maddelerini okuyor musunuz? Bu maddelerin içinde uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı kullanmak istememiz halinde, Yunanistan'ın istismar edeceği düzenlemeler var. Adalar sorununu uçuş bilgi bölgesinin egemenlik sınırı kabul edilerek uçaklarımıza önleme yapılmasını, 10 millik hava sahası uygulamalarını, Batı Trakya'daki Türklerle ilgili sorunları görüşmede gündeme dahi getirmemenizin sebebi nedir? Unutmayın ki dış politikadaki u dönüşleriniz devlet ciddiyetini zayıflatır. Bu da bizi güvenilir ve kararlı olmaktan çıkarır ve caydırıcılık etkisini azaltır.

Filistin-İsrail savaşı, Türkiye-İsrail sevkiyatlarını durdurmaya yetmedi. AKP, Burak Erdoğan ve Erkam Yıldırım gibi isimlerin İsrail ile ticaret sürdürdüğü iddiasını yalanlamak yerine bu iddiaları ortaya atan gazeteci Metin Cihan'ın sosyal medya paylaşımlarına yasak getiriyorlar. Bu konuda başta Erdoğan ve diğer ilgililerden bir açıklama bekliyoruz.

Yanlış yapmayı başaran bir iktidar olarak tarihe geçti

Önemli gördüğümüz bir diğer konu da 21 yıllık AKP iktidarının Türk halkının parasıyla Sudan'da tarım çiftliği kurma projesinin iflas etmiş olmasıdır. Sayıştay raporlarına göre, 2020 dönemi için projenin yöneticilerine tam 416 bin 695 lira huzur hakkı ve ikramiye ödendi. Üstelik hiçbir üretim yapmadan 7 bakan eskiten bu projenin arazilerinin tarıma elverişli olmadığı 2021 yılında rapor edildi. Sadece Sudan'da kalmadılar, buğday yetişmeyen Endonezya'da buğday yetiştirmeye, ülkemizde yetişebilen domatesi de Nijer'de yetiştirmeye kalktılar. AKP kendi çiftçimizden esirgediği desteği, yurt dışı arayışlarında çarçur etti. Böylece AKP iktidarı, tek bir projeyle hem dış politikada hem de ülkenin tarım politikasında aynı anda yanlış yapmayı başaran bir iktidar olarak tarihe geçti. Tarım ve dış politika gibi birbirine bu kadar uzak iki konuyu tek bir yanlışta birleştirdi.

Eklenen bu derslerle çocuklarımıza din temelinde eğitim verilecek

İçimizi rahatsız eden bir diğer konu da bu ülkede minicik öğrenciler, kalıcı yaz tatili uygulaması nedeniyle şafak operasyonuna gider gibi gün ağarmadan yollara düşüyor. Öğrenciler karanlıkta okula gidiyor. Veliler şikayetçi. Öğrenciler şikayetçi. Öğretmenler şikayetçi? Çalışanlar şikayetçi. Ama AKP memnun. ‘Kış saati yeniden getirilmeyecek’ diyorlar. Anladık ki zifiri karanlıkta okula giden çocukların derdi, onların derdi değil. Onların derdi karma eğitime darbe vurmak. Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı düzenlenen voleybol müsabakalarında, gençler arasında tartışma çıkma ihtimali gerekçe gösterilerek erkek öğrencilerin alınmamasına karar verildi. Bu karar, ülkemizde karma eğitime yönelik saldırıların tipik bir örneğidir. Aynı zamanda her fırsatta denedikleri laik ve çağdaş eğitimi ortadan kaldırma niyetine yönelik de siyasi bir hamledir. Bakanlık, gençler arasında çıkabilecek kavgaları gidermek istiyorsa fırsat eşitliğini sağlayan bir eğitim sistemini tesis ederek işe başlayabilir. Onların derdi eğitimi dinselleştirmek. ‘ÇEDES kapsamında’ diye başlayan her cümleye artık şüpheyle bakıyoruz. Bu ucube projeyle iktidar, toplumun dini duygularını eğitim üzerinden sömürmeye devam ediyor. MEB liselerde adabı muaşeret, orta okullardaysa görgü kuralları ve nezaket derslerini müfredata dahil etti. Eklenen bu derslerle çocuklarımıza aile ve sosyal hayata ilişkin din temelinde eğitim verilecek. Mesela ‘Türk Sosyal Hayatında Aile’ seçmeli dersinde, aile kurmanın fıtrata uygun olduğu anlatılacak. Yani bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyorlar. Çocuklarımızı bilimin ışığında çağdaş, laik eğitim sisteminden uzaklaştırarak Türk aile yapısını da istedikleri gibi, kadını ikinci plana atan bir şehre sokmaya çalışıyor. Aile içi şiddeti önlemek üzere imzalanan İstanbul Sözleşmesi'ni reddeden iktidar, aile kurumunu ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ anlayışıyla şekillendirmeye çalışıyor.

Failin AKP'yi eski vekil olduğu gerçeğini değiştirmiyor

Ülkede her alanda ciddi bir çürüme var. Şiddet, emin olun ki bir gün herkese isabet edecek. Tıpkı hakem Halil Umut Meler'e isabet ettiği gibi. AKP kurucusu ve üyesi, Sayın Erdoğan'ın ev sahibi ve yakın dostu olan Faruk Hoca'nın attığı yumruğun gücünün nereden geldiğini herkes biliyor. Olayın ardından kınama mesajlarında failin adını bile anmadılar. Bakanların, hatta Cumhurbaşkanı’nın Faruk Hoca'nın ismini anmaması, failin AKP'yi eski vekil olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İşte AKP'nin ‘benim failim iyidir’ anlayışı. Televizyonlardaki yorumculardan, sokaklardaki halk röportajlarına kadar herkes gündemin soğumasının ardından Faruk Hoca'nın serbest bırakılacağını ve ceza almayacağını düşünüyor. Biz, ‘dostluk kazansın’ diye çıkılan sahalara, şiddeti taşıyanları kınıyoruz.

Yurt dışına elini, kolunu sallayarak kaçabilecek miydi?

Geçtiğimiz günlerde hepimizin yüreğini yakan bir olay daha yaşandı. Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu bir vatandaşımıza çarptı ve ölümüne neden oldu. Sonra da tarifeli uçağa binerek ülkeyi terk etti. AKP'nin Adalet Bakanı konuyla ilgili soruları, ‘Gündem Filistin’ diye geçiştirmeye çalıştı. Filistin'deki dram, elbette ki gündem ama İstanbul'un göbeğinde hayatını kaybeden emekçi kardeşimiz de gündem. Ardında gözü yaşlı bir eş ve iki çocuğu kaldı. Türkiye'de, bazı vatandaşlarımızın diğerlerinden daha az eşit olduğunu boşuna söylemedik. Çarpan kişi, yabancı bir devlet adamının oğlu olmasaydı yurt dışına elini, kolunu sallayarak kaçabilecek miydi?

Ayrıca Sayın Bakan, siz ‘Gündem Filistin’ diye sorulardan kaçmaya çalışırken AKP'li vekillerin gündemi mangal partisiydi. Millet evine ekmek alamıyor. Evine yarım kilo et, belki Kurban Bayramı'nda girdi. Öğrenciler öğün atlıyor. Ama bir grup AKP'li Meclis’te mangal partisi yapıyor. Sizin hiç mi vicdanınız yok? Hiç mi empati duygunuz yok? Hiç mi adalet duygunuz yok? Biz Yunus Emre Göçer'in geride kalan acılı ailesi için elimizden geleni yapacağız. İstanbul Büyükşehir Belediyemiz hem lise çağındaki hem de özel eğitim alması gereken iki çocuğumuz için elinden geleni yapacak. Biz CHP olarak konunun yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz. İktidarın da uluslararası alanda bu işin takipçisi olmasını ve üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz. Bu konunun AKP tarafından iç politika malzemesi haline getirip getirilmeyeceğinin de yine takipçisi olacağız. Ben de bir hukukçu milletvekili olarak bu davanın bütün süreçlerinin bizzat takipçisi olacağım.

Ankara adayımız Mansur Yavaş, İstanbul adayımız Ekrem İmamoğlu... 

Bugün PM’mizde bazı belediye başkan adaylarımız belirlendi. 4’ü büyükşehir belediye başkan adayı olmak üzere 227 seçim çevresinde PM’mizde aldığımız kararla belediye başkan adaylarımızı belirledik. Açıklayacağımız 4 büyükşehirden 2’si zaten önceki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından ilan edilmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımız; İstanbul'u AKP'nin talancı belediyecilik anlayışından kurtaran ve halkçı belediyecilik anlayışını getiren Sayın Ekrem İmamoğlu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız ise Ankara'yı parsel parsel satanlardan kurtaran ve Ankara'yı sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştıran Sayın Mansur Yavaş. Bursa ve Balıkesir illerimizde de daha önce partimizin ve örgütümüzün üzerinde mutabakata vardığı, ayrıca anketlerde de kazandığını gördüğümüz isimler PM kararıyla bugün adaylaştı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Mustafa Bozbey. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız ise Sayın Ahmet Akın.

23 seçim çevresinde, örgüt denetiminde ön seçim yapılma kararı alınmıştır

Burada basın toplantımızın bitiminde sizlerle isimleri paylaşacağımız diğer belediye başkan adaylarımızsa geçtiğimiz hafta PM toplantımızda örgüte yetki verdiğimiz il ve ilçelerde ve yetki verilmemiş olsa bile il ve ilçe örgütleri, milletvekili, PM üyelerimizin üzerinde tam bir mutabakat sağladığı seçim çevreleridir. CHP olarak biz 2019 yılından bu yana Türkiye'nin yarısını sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştırdık. Türkiye'nin yarısı, CHP’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla yönetilmektedir. Bugün PM toplantımızda almış olduğumuz, sizlerle paylaşmadığım diğer kararlarımız: 23 seçim çevresinde, örgüt denetiminde ön seçim yapılma kararı alınmıştır. Ve yine 58 seçim çevresinde örgüt denetiminde ön seçim yapma yetkisi verilmiştir. Ve sizlerle paylaşacağımız listeyle az önce 4 büyükşehir belediye başkan adayımızı açıkladık. 6 il merkezi ve diğerleriyle birlikte bugün toplam 227 seçim bölgesinde belediye başkan adaylarımız, PM toplantımızda belirlendi ve kamuoyuyla paylaşılıyor. Belediyelerimiz, geçtiğimiz 4 buçuk yılda başta pandemi olmak üzere deprem, sel gibi doğal afet süreçlerinde halkımızın yanında oldular. Vatandaşımızın ihtiyaç ve taleplerini yüksek organizasyon yetenekleriyle iktidarın her türlü engellemesine, her türlü baskısına, her türlü soruşturma tehdidine rağmen hızlı bir şekilde karşıladılar. İnanıyoruz ki 31 Mart yerel seçimlerinde de insan odaklı politikalarımızla vatandaşımıza sıcak bir el uzatan belediye sayımızı arttıracağız.”

Biz ittifakı sandıkta, tabanda, seçmen nezdinde yapacağız

Yücel, “Bir işbirliği umudu hala korunuyor mu” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Biz Meclis’te grubu olan, temsil edilen her partiyle görüşürüz. Bizim siyaset anlayışımız bunu gerektiriyor. Diğer yandan İYİ Parti'nin ya da başka siyasi partilerin kendi yetkili kurullarında aldıkları kararları da tartışmayız. Bunlara saygı duyarız. Ancak biz başından beri şunu savunuyoruz: Biz ittifakı sandıkta, tabanda, seçmen nezdinde yapacağız. Dolayısıyla bu bakış anlayışımızı destekleyecek ya da kuvvetlendirecek, çeşitli seçim çevrelerinde birtakım gelişmeler olabilir. Bunları hep birlikte yaşayıp göreceğiz.”

Kaynak: Yazar: Ateş Çatıkkaş