15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal ağlara erişimini engelleyen düzenleme, yaş doğrulama sisteminden kişisel verilerin korunmasına, ifade özgürlüğünden dijital dünyaya katılım hakkına kadar pek çok başlığı yeniden gündeme taşıdı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın son açıklamalarıyla yeniden tartışılan düzenleme kapsamında, sosyal ağ sağlayıcılarına 15 yaş altındaki çocuklara hizmet sunmama ve yaş doğrulama yükümlülüğü getirildi. 15-18 yaş grubundaki kullanıcılar için ise gizli hesap, canlı yayın ve ekran görüntüsü gibi özelliklere yönelik kısıtlamalar öngörüldü.
Çocukları dijital zorbalık, cinsel istismar, zararlı içerikler ve bağımlılık risklerinden korumayı amaçlayan düzenleme, uygulanma biçimi ve temel haklarla ilişkisi bakımından hukuki tartışmaları da beraberinde getirdi.
Avukat Osman Talha Yıldız, düzenlemenin hukuki boyutlarını Elips Haber’e değerlendirdi.

“Çocuklara mutlak yasak ölçülülük ilkesine aykırı olabilir”
Yıldız, çocukları dijital risklerden korumanın devletin yükümlülükleri arasında bulunduğunu ancak mutlak erişim yasaklarının ölçülülük ilkesi ve temel haklar açısından sorgulanması gerektiğini belirtti.
“Devletlerin çocukları dijital zorbalık, cinsel istismar, yasa dışı içerikler, bağımlılık ve psikolojik zararlardan koruma konusunda pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır” diyen Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bu açıdan bakıldığında, düzenleme meşru bir amaca dayanmaktadır. Ancak, 15 yaş altındaki çocukların, sosyal ağlara erişiminin engellenmesi ve/veya sınırlandırılması, kamu yararı ile temel hak ve özgürlükler arasında çatışmalara yol açabilmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca ‘çocuğun üstün yararı’ temel düşüncesi ön plandadır. Anayasa’nın 13. maddesine göre ise temel hak ve hürriyetler ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun bir şekilde sınırlandırılabilir. Çocukları korumanın tek yolu sosyal ağların tamamen sınırlandırılması değildir. Çocukların sosyal ağlara erişimine getirilen katı ve mutlak bir yasak temek hak ve özgürlüklerinin özüne dokunabilir. Bu da ancak Anayasa ile mümkün olmaktadır ki, Anayasa bile temel hak ve özgürlükleri sınırlandırmanın belirli sınırlar çerçevesinde olabileceği şeklinde düzenlenmiştir”
“Tam yasak çocukların toplumsal hayata katılımını engelleyebilir”
Yıldız, yaş doğrulama sistemlerinin aşılabilir olması ve çocukların dijital alanlara erişiminin tamamen engellenmesinin güçlüğü nedeniyle mutlak yasağın beklenen sonucu sağlayıp sağlamayacağının tartışmalı olduğunu belirtti.
Çocukların dijital risklerden korunması ile temel hakları arasında denge kurulabilmesi için bazı hususların dikkate alınması gerektiğini belirten Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Dijital alanlar, günümüzde çocukların bilgiye ulaştığı, kendilerini ifade ettiği ve sosyalleştiği mecralardır. Yasağın sınırlandırılmayarak tam anlamıyla uygulanması, çocuğun toplumsal ve kültürel hayata katılımını engelleme riski taşımaktadır. Bunun yerine ‘Dereceli ve Ebeveyn Onaylı Güvenli Erişim’ modeli tercih edilmelidir. Belirli yaş gruplarında (12-15 yaş gibi) tam yasak yerine ebeveyn kontrolü, onay mekanizmaları ve yaşa uygun içerik filtreleri uygulanmalıdır.”

“Çocuğu dijital dünyadan tamamen soyutlamak doğru değil”
“Sorumluluk sadece çocuğa veya ebeveyne yüklenmemelidir” diyen Yıldız, “Bu içerikleri üreten sosyal ağ sağlayıcılarına, tasarımdan, içeriğe kadar her alanda güvenlik önlemleri alınarak, yüksek gizlilik ayarları ve çocuk odaklı düzenlemeler zorunlu hale getirilmelidir” diye konuştu.
Yasaklayıcı tedbirler yerine, müfredat ve devlet politikalarıyla çocukların ve ebeveynlerin dijital okuryazarlık seviyesinin artırılması gerektiğini dile getiren Yıldız, “Sonuç olarak, 15 yaş altı çocuklara yönelik mutlak bir sosyal ağ, sosyal medya yasağı çocuğun korunmasına yönelik olarak meşru bir amaca dayansa da, mutlak bir yasak olması halinde ölçülülük ilkesine aykırılık taşıyabilmektedir. Hukuki açıdan doğru ve ideal olan, çocuğu dijital dünyadan tamamen soyutlamak değil, güvenli bir dijital ortam oluşturarak korunma hakkı ile katılım ve bilgiye erişim hakları arasında dengeli, kademeli bir denetim mekanizması kurmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
“Yaş doğrulama verileri işlem sonrası silinmeli”
Yıldız, e-Devlet üzerinden oluşturulan yaş doğrulama belirteçlerinin tek başına yeterli olmadığını belirterek, kişisel verilerin korunması için yalnızca gerekli bilgilerin işlenmesi gerektiğini vurguladı. Yıldız, kimlik bilgilerinin paylaşılmadığı ve yalnızca yaş bilgisinin doğrulandığı anonim sistemlerin veri güvenliği açısından daha uygun olacağını ifade etti.
Yaş doğrulama sistemlerinde kişisel verilerin korunmasının önemine dikkat çeken Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Hesabın kapatılması kararlarında otomatik karar alma yasağı ile insan incelemesi zorunlu kılınmalıdır. Yaş doğrulaması amacıyla alınan tüm veriler ve belirteçler, doğrulama işlemi bittiği anda sosyal platform sistemlerinden tamamen silinmeli ve izleme amacıyla depolanmamalıdır. Verilerin kötüye kullanılması veya hatalı engelleme sonucu doğacak mağduriyetlerde platformların hukuki ve idari sorumluluğu netleştirilmeli, KVKK kapsamındaki yaptırımlar ve hukuki tazminat yolları açık tutulmalıdır.
Yıldız, sosyal medya düzenlemesi kapsamında uygulanacak ebeveyn kontrolü, mesajlaşma ve etkileşim kısıtlamalarının çocukların mahremiyet hakkı ve bireysel özgürlükleri açısından riskler barındırdığını belirtti.

“Özel gereksinimli çocuklar için tek tip kısıtlama uygulanamaz”
Çocukların yaş ve gelişim düzeylerine göre özel hayatlarının korunması gerektiğini vurgulayan Yıldız, aşırı gözetimin çocukların kişisel özerkliğine zarar verebileceğini, mesajlaşma kısıtlamalarının ise kendi yaş gruplarıyla iletişim kurma, bilgiye erişme ve sosyalleşme haklarını orantısız biçimde sınırlandırabileceğini ifade etti.
Özel gereksinimli çocuklar açısından tek tip kısıtlamaların uygulanamayacağına dikkat çeken Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü;
“Özel gereksinimli çocuklar için kural ve kısıtlamalar tüm çocuklara tek tip olarak elbette ki uygulanamaz. Özel çocuklar için destekleyici ve onların kendi ihtiyaçları doğrultusunda bir yaklaşım benimsenmesi gerekir. Sonuç olarak, kısıtlamalarda çok katı yaş sınırlamaları yerine çocuğun, fiziksel ve gelişimsel ihtiyaçlarını dikkate alan bireysel, esnek izin ve erişim mekanizmaları kurulmalıdır. Dijital platformlar, çocuklar açısından güvenlik önlemlerini yaş doğrulama, ebeveyn kontrolü ve bunun gibi kriterleri baz alarak uygularken, özel gereksinimli çocukların erişilebilirliğini sesli komut, ekran okuyucu uyumu gibi kullanmış olduğu teknolojileri engelleyecek hukuki veya teknik engeller oluşturmamalıdır.”

“İtiraz süreçlerinde bağımsız mekanizma oluşturulmalı”
Yıldız, yaş doğrulama veya hesap kapatma işlemlerinde hata yapılması durumunda kullanıcıların öncelikle sosyal medya platformlarının sunduğu başvuru ve karar düzeltme yollarını kullanabileceğini söyledi.
Hatalı veri işlenmesi veya otomatik karar alma sistemleri nedeniyle mağduriyet yaşanması halinde Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na (KVKK), sosyal ağ sağlayıcılarının yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) başvurulabileceğini ifade eden Yıldız sözlerine şu şekilde devam etti;
“Hizmet sözleşmesine aykırılık veya haksız hesap kapatma durumunda ise ayıplı hizmet iddiasıyla Tüketici Hakem Heyetine Başvuru yapılabilmektedir. Son olarak haksız hesap kapatma veya veri ihlali sebebiyle kişilık hakları zarar gören kullanıcılar genel mahkemelerde maddi ve manevi tazminat davası açabilirler.”
Yönetmelikteki itiraz ve denetim mekanizmalarının yetersiz kaldığını savunan Yıldız, başvuruların yalnızca yapay zekâ algoritmaları tarafından değerlendirilmesinin hak kayıplarına yol açabileceğine dikkat çekti. İtiraz süreçlerinin sonuçlandırılması için açık sürelerin belirlenmesi ve kullanıcıların mağduriyet yaşamalarının önüne geçilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, çocuklar ve aileleri için başvuru yollarının sadeleştirilmesini, hızlı yanıt veren ve çocukların ihtiyaçlarını gözeten bağımsız bir itiraz mekanizmasının oluşturulmasını önerdi.




