Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada, kamuoyunda gündeme gelen fon iddiaları ve bu kapsamda yaşanan yönetici istifalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ilgili yöneticiler hakkında daha önce işlem yapmamasını eleştiren Özel, sürecin yönetiminde gecikme yaşandığını savundu.

"Üyelerimizin yüzde 65’i sandık başına gitti"

Özel'in konuşması şöyle:

Hoş geldiniz, değerli yol arkadaşlarım. Türkiye’nin dört bir yanından grup toplantımızı kıymetlendiren değerli konuklarımız, bizleri ekranları başından dinleyen, izleyen, radyolarından dinleyen değerli yurttaşlarımız; sizleri Yeni Partimiz adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Yeni Parti, milletin partisidir. Millet şahittir ki talimatı ondan almışız. Yeni Partinin kuruluş talimatını Anadolu’da, Trakya’da milletimiz vermiştir. Adını sokakta, kahvede, tarlada, fabrikada milletimiz koymuştur. Bütçesini; kıt kanaat geçimlerinden arttırdıkları paralarıyla, “Bir günlük hayvanlarımın bir günlük süt parası.” deyip koyduğu 900 lirayı yollayarak, “Para etmedi ama bir ömür senin.” dediği buğdayını satıp partisine bağışlayarak, 23.500 liralık emekli maaşının 500 lirasını yollayarak, “Bir gram bir altın kalmış, nereden kalmışsa çekmecenin dibinde duruyor yıllardır. Bozdurun bunu, partiye bağışlayın.” diyerek bir gramlık tek altınını yollayarak bu partinin bütçesini kıt kanaat imkânlarla milletimiz oluşturmuştur.

O yüzden hepimizin milletimize, üyelerimize, gönlü bizde olan herkese karşı sorumluluğu büyüktür.

Yola çıkarken varlığımızı borçlu olduğumuz bu büyük aileye bir söz verdik. Dedik ki: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Eskiyi geride bıraktık. Sizin talimatınızla yeni bir yola çıktık. Yeni nesil siyaset yapacağız.” Dediler ki: “Ne yeni olacak mesela?” Dedik ki: “Mesela söz, yetki, karar tamamen üyenin olacak.”

Çok istiyorlardı. Hep söylendiğinde önlerine çeşitli engeller, mazeretler konuyordu. Dedik ki Yeni Parti, gayretiyle hızla kurulması gereken bir dönemde bile yüksek motivasyonuyla ilk kuruluşunu ve bundan sonraki bütün kongrelerini tüm üyelerle yapacak. Kanunun gerektirdiği kongreyi ayrıca, kanun ne istiyorsa harfiyen yerine getirerek yapacağız.

Ama birileri gibi “İlçede üç aday var, teke indirin. İnmezse Ankara’ya getirin, söylediğimiz adaylaşsın. İlde iki aday var, genel merkezden tek adaya çevrilsin.” şeklindeki alışkanlıkların tersine dedik ki: “Aday çoksa ön seçimle onu bütün üyelere soracağız. Aday tekse de bütün üyelerin güvenoyuna sunacağız.”

Ve partimize kayıtlar açıldı. Ağustos’un sonuna kadar üye olanlar, eylüldeki ilçe kongrelerinde; ekimin beşine kadar üye olanlar, ekim ayında yaptığımız ilk kongrelerinde doğrudan sandık başına giderek ilçe başkanları için oy kullandılar.

Bu hafta sonu da il başkanları için oy kullandılar. İlçe seçimlerine Gaziantep’te, Bornova’da, kendi ilçem Manisa’da, Yunusemre’de, Balıkesir’de, İstanbul’da çeşitli evrelerinde iştirak etmiştim. Kiminde açılış konuşması yaptım, kiminde adaylardan sonra, kiminde kapanışta konuştum, kiminde kendi oyumu kullandım. Ve bu mücadeleye genel başkan olarak eşlik etmek, omuz vermek ve görünür kılmak istedik.

Bu hafta sonu da bu kez tüm üyelerimizin oy kullanacağı il seçimlerimiz vardı. Yozgat’ta böyle birilerinin aldığımız mütevazı oylar... Geçmişteki Yozgat’ın siyasi tercihlerinden dolayı hem bize hiç şans vermediği hem de çok haksız yere Yozgat’a mesafeli baktıkları Yozgat’ta, birilerinin bile dolduramadığı bir meydanı doldurduğumuz o mitingle, başımızdaki kasketle traktör üstünden Türkiye’deki bütün çiftçileri selamladığımız o günden sonra söz vermiştik.

Yozgat’ta söylüyorlardı: “Bambaşka bir Yozgat var. Daha önce partinin önünden geçmezlerdi. Şimdi çayı, şekeri alıp hayırlısı olsuna geliyorlar, çayımızı içiyorlar, partiye kayıt oluyorlar. Hiç olmazsa tanımak istiyorlar.” diyorlardı.

Cumartesi sabahın erken saatlerinde Yozgat’taki tüm üyelerimizle buluştuk. Ardından Kırıkkale’deydik. Büyük bir atılım yaptığımız, önce milletvekili çıkardığımız, sonra belediyeyi her iki kişiden birinin oyuyla aldığımız, tarihin akışını değiştirdiğimiz Kırıkkale’de, sonra da başkentteydik.

Yozgat’ta iki aday yarıştı; biri genç, biri tecrübeli. Kırıkkale’de iki aday yarıştı; biri kurucu, biri yeni iddia sahibi. Ankara’da beş aday yarıştı; ikisi kadın, üçü erkek, dördü hukukçu.

Kararı genel başkan olarak versem kesin birinde değil, bir diğerinde, belki hepsinde, belki ikisinde yanılırdım. O yüzden, o yüzden kararı... Yozgat’ta bir tek adam verirse, bir tek kişi verirse görüyoruz tek adamların verdiği kararlar ne oluyor. Dedik ki kararı ne bir tek kişi versin ne delegeler versin. 2.300 kişi otursun, Yozgat’ta karar versin; 5.000 kişi otursun, Kırıkkale’de karar versin; 64.000 kişi gelsin, Ankara için kararı versin dedik. Onların kararı başımızın üzerine dedik ve şöyle bir seçimi gerçekleştirdik.

Üyelerimiz cumartesi günü dinlendiler, pazar günü kendi ilçelerinde, ilçelerinin büyük mahallelerinde, önemli mekânlarında sandık başına gittiler. Verdikleri kararlarla 13 ilimizde yepyeni, yeni iddia koymuş adaylar göreve geldi. Bazı illerimizde yarıştan koruyucu başkanlar çıktı. Bazı illerimizde mutabakat vardı; tek adayla gelindi, güvenoyuna sunuldu.

Ama kısa sürede 772.000, şu anda üye sayımız 772.000 üyeye ulaşmış ve önemli yerlerde tek aday olduğu için sandığa gelen olur mu, oy verme oranları %10’larda, %20’lerde, %25’lerde kalırsa acaba bir sorun olur mu endişeleri varken hep şöyle düşünmüştüm. Dedik ki biz bu yetkiyi, yani üyenin söz, karar ve yetki sahibi olmasını, üyeden gelen ve yıllardır konuşulan bir talebi yerine getirdik. Bunun kıymetini üyeler mutlaka bilecektir demiştik.

Pazar günü üyelerimizin %65’i sandık başına gittiler ve doğrudan partinin yönetimini belirlediler.

Yolun başındayız ancak geri dönülemez bir adım attığımızın farkındayız. İleride bunun tüm partilere örnek olacağını, bir yerde Yeni Partinin adayını tüm üyeler belirlemişken diğer partilerin ilçe başkanlarına göre meşruiyetinin, gücünün, duruşunun çok daha sağlam olacağını; il başkanlarının artık kimsenin iki dudağı arasından ya da delege pazarlıklarından değil, doğrudan üyeden güç aldıklarını; bundan sonra da yapacakları çalışmaların bütün üyelerin beğenisine, denetimine, desteğine ve eleştirisine tabi olacaklarını hep birlikte görüyoruz.

Onun için biz, bugünden itibaren, yani tüm illerinde tüm üyeleriyle bu işi başarmış bir parti olarak, kendi içimizdeki demokraside çok özgüvenli, çok güçlü bir adımı hep birlikte attık. İktidar olduğumuzda Siyasi Partiler Kanunu’na bunu getirerek tüm partilerin üyeleriyle, hâkim denetiminde il, ilçe ve genel başkan seçimini hayata geçirmeyi de şimdiden müjdeliyoruz.

Kaybedenin olmadığı, az oy alanın önümüzdeki dönem daha çok oy alanın baş destekçisi olduğu, kimsenin dışlanmadığı, kimsenin bu yarışta geride kalmadığı bir sürecin içindeydik.

Kurucu ilçe ve il başkanlarımıza, yöneticilerine; ilk günden koşup hem de kolay bir iş yapmayıp kimi 70 yıldır üye olduğu partisini bırakıp, kimi çok önemli görevler yaptığı partisini bırakmak zorunda kalıp bir darbeye teslim olmayıp, bir butlan dayatmasına boyun eğmeyip, sarayın atadığı kayyımla siyaset yapmak yerine milletin çizdiği istikamette yürüyen tüm yeni partilileri saygıyla selamlıyorum. İyi ki varsınız!

“Hayat pahalılığı gökten inmedi”

Değerli arkadaşlarım, kıymetli konuklar;

Milletimiz çoklu krizler içinde geçim ve yaşam mücadelesi veriyor. Ama unutmayalım ki bu yaşadığımız sorunların hiçbirisi gökten zembille inmedi. Hayat pahalılığı gökten inmedi, devlete olan güvensizlik gökten inmedi, gelecek kaygısı gökten inmedi, torpil, kayırmacılık, kutuplaşma gökten inmedi. Bunların hepsi üst üste konmuş yanlış tuğlaların sonucudur.

Yanlış bir harçla doğru duvar örülmez. Eğer yanlış tuğlalarla duvar örüyorsan sonunda o duvarın altında sen de kalırsın, Allah korusun, millet de kalır.

Bunun için o duvarın altında kalanların bir hikâyesi, her gün daha trajik, her gün boyutları ve etkileri daha büyüyen bir şekilde fon vurgunudur. Millet geçim derdiyle kıvranırken iktidar partisinin açtığı yolda, iktidar partisi mensupları tarafından asrın soygunu, asrın vurgunu gerçekleştirilmiştir.

Aileleriyle birlikte önce görünen iki milyon kişi var. Ama iş borsaya geldiğinde, Bursa’daki kayıplara, mağdurlarına... Bu 131 tane fonun işlem yaptığı, yukarı taşıdığı garibanlara, “Ya her gün kazandırıyor. Şu kredi kartının %20’sini yatıracağım ama bunu şu kâğıda yatırayım. Bak, bir ayda üçe katlamış, borçtan kurtulayım.” deyip o garibanların kredi kartının minimum tutarını yutan, emekli maaşından gitmeyen azıcık bir parayı yutan, başkasına borcunu ödeyemediği için cebinde kalan son paraları yutan bu vurgunlara bakıldığında, yani kâğıtları yükseltip yükseltip garibanlara satıp hem de “Bu kâğıt kaybetmezmiş, filanca bakan bu fondaymış, filanca bürokrat buradaymış, bak, geçen de şu kazanmış.” diye orada burada yanıltılan insanların sırtına bırakılan büyük bir krizle karşı karşıyayız.

Bu vurgunun açığa çıkmasının üzerinden tam 34 gün geçti. İlk gün “Ucu nereye varırsa varsın.” diyenler, ucu kendilerine dokununca aniden çark ettiler. Fon Koordinasyon Kurulu kurdular, altı kez toplandılar. Sorunu çözmediler; çözmek bir yana, toplantıya dahil ettikleri, altı toplantı yaptıklarını ancak dün istifaya ikna edebildiler. “Dış güçler.” diyerek suyu bulandırarak milletin aklını karıştırmaya, sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar.

Her gün kriz biraz daha derinleşiyor. Suistimal, kötü yönetim, kötü niyet biraz daha ispatlanıyor. Milyonlarca mağdura her gün yeni mağdurlar ekleniyor.

İlk bu iş çıktığında 20 milyar dolarlık önemli bir sorun diye ifade ediliyordu. Geçtiğimiz haftalarda 90 milyar dolara çıktı. Son yapılan hesaplamalarla tarafsız konunun uzmanları 110 milyar dolardan bahsediyorlar.

Bir kez daha hatırlatalım: 6 Şubat 2023 depremi, asrın felaketi, 11 ili yerle bir etti. Maliyeti 100 milyar dolar. Fon vurgununun maliyeti ise şimdi 110 milyar dolar. Asrın felaketinden daha yıkıcı, daha yakıcı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak gerekir.

Şimdi düne kadar malum SPK Başkanı, Bakan Yardımcısı, önceki SPK Başkanı görevdeydi. Düne kadar bakın, örneğin önceki SPK Başkanı dediğiniz... Ne? Saadet Partisi Sayın Milletvekili Mehmet Atmaca dile getirmişti. AK Partililerin aracılık ettiğini ifade ediyordu.

Dün nihayet ulusal basında da haberler doğrulandı, manşetlere kadar çıktı. 2023 yılında Bursa’da bir şirket borsaya açılmak istiyor. Dönemin, yani o günün AK Parti milletvekilini aracı kılıyor. Milletvekili SPK Başkanı’yla görüşüyor. “30 milyon lira istiyorlar, 30 milyon lira verirsen senin işlemlerini yapacaklar.” diyor. İş adamı 30 milyonu veriyor ve şöyle anlatıyor: “Parayı gönderdik. Bir gün SPK Başkanı arıyor. Dediler...” Dedim ki: “Allah Allah, bir hatamız mı var, bir eksiğimiz mi var?”

Sayın Ömer Gönül, SPK Başkanı, hatta diyor ki: “Beyefendi, gönderdiğiniz emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin.” Otuz milyon rüşveti istiyorlar. AK Parti milletvekili aracılığıyla nakit parayı temin ediyorlar. Teyit telefonu açıyor: “Emaneti aldık, verdiğinizi helal edin.” diyor.

Şöyle bir bakın: İddia, bunun 30’da biri gibi bir paranın, bir şirket İstanbul’da bir kreş yaptırsın diye İstanbul Belediyesine bağışlanmasıdır. Bu konuda Aykut Erdoğdu, “Ya bunlar bir kreş yapmak istiyorlar.” dediği için ya da “Bunlar bir şey yapmak istiyorlar.” deyince “Kreş yapsınlar.” haberini götürdüğü için rüşvete aracılık etmekten 19 aydır tutuklu. Yatarı kalmadı, suçu kabul etse yatarı kalmadı. Böyle bir suçu yok ama 30 katı iş yapmış olanlar... “Teyit telefonu geldi.” diyor. Ömer Gönül’den telefon geldi: “Emaneti aldık, verdiğini helal et.” diyor.

Şimdi düne kadar bu Ömer Gönül, önceki SPK Başkanı, bir başka kamu kurumunda başkandı, yöneticiydi. Bugünkü SPK Başkanı, düne kadar Bakan Yardımcısı görevde duruyordu. Pislik bunların paçalarından akıyordu ama Erdoğan bunları görevden alamıyordu.

"Küçük enişte, dün öğlene kadar neredeydin?"

Niye biliyor musunuz? Herhangi bir görevden alacağı bir bürokratın kiminle geçmiş ilişkisini ifşa edeceğinden korkuyordu. Yani, “Tamam, aldık 30 milyonu da milletvekili aracılık etti.” demesin diye, “Tamam, bu fona izin verdik de sizin aileden şu aradı.” demesin diye ya da “Ya, tamam, devletim de fark ettik ama arkasından filanca bakan çıktı, ben ne yapayım?” demesin diye görevden alamadı Erdoğan.

Tam 34 gündür bunları görevden alamadı. Altı kez SPK Başkanı’yla fon vurgunu toplantısına girdi. Ne yapıyor? Mikropla birlikte mikrobiyoloji toplantısına giriyor. Hastalığı nasıl yeneceğiz?

Mikropla birlikte enfeksiyon hastalıkları çalışıyorlar: Mikroplardan nasıl vücudu temizleyebiliriz? Sonra... Sonra bu kişilerin bir şekilde, bir de tabii bunların kendi hesapları, yakınları falan var; orada kazandıkları var. Tövbe hesabı açmışlar. O hesaba parayı koyarsan şöyle olacak, böyle olacak...

Nihayet bu üçü dün istifa etti. Bak, “Tutmayın küçük enişteyi!” Dün akşam 12’yi 4 geçe üçünün adını yazmış, altına da güzelce imza çakmış. Allah için havalıymış! “Üçünü de görevden aldım.” Recep Tayyip Erdoğan, dün öğlene kadar neredeydin? Küçük enişte, dün öğlene kadar neredeydin?

“İlk hafta bu sorunu nasıl çözeceğimizi kanun teklifi olarak verdik”

Yeni Parti olarak, Yeni Parkı olarak, ilk hafta bu sorunu nasıl çözeceğimizi kanun teklifi olarak verdik. Kanun teklifini hazırladık, kapalı grup toplantısında sunumunu yaptık. Bundan dört hafta önce, 25 gün önce hatta, bazı arkadaşlarımız haklı olarak dediler ki: “Yahu, sorunu çıkaran bunlar. Bunlar nasıl çözeceklerini söylesinler.”

Dedik ki biz yönetebilme kapasitemizi gösterelim. Konuya hâkimiz. Başka, kredinin rotası... 35 yıllık finans ve bankacılık deneyimimi, fon yönetimini, Türk bankalarının yurt dışında temsilini; bunun yanında Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’nde, İMKB’nin kuruluşunda ve yönetiminde yer almış arkadaşlarımızdan tutun, bu konularda en deneyimli ekip... Ümit Özdağ’la, milletvekili olarak filan bütçede, önceki dönem genel sekreterlerimiz, Selin Sayek Böke’nin finans alanındaki deneyimiyle, Billur Hanım’ın İMKB deneyimiyle bütün arkadaşlarımız var gücüyle çalıştılar. Vergisi var, Mülkiye’de hoca olanı var. On bir kişi, iyi bir kanun teklifi hazırladılar.

Gören diyor ki: “Ya, bu krizi biliyor muydunuz? Daha bu kadar detaylı ne zaman çalıştınız?”

Liyakat böyle bir şey, dünyayı görmek, bilmek böyle bir şey. Bu arkadaşlarımızın bazılarının uzmanlık alanı, yıllar önce Amerika’da yaşanan bu iş, Madoff krizi. Nasıl çözüldüğünü tersine anlatıyor adam, öğrencisine ders diye anlatıyor. Dersini okuttuğu işi kanun teklifine dönüştürüyor.

Buradakiler daha milleti nasıl dolandıracaklarını Amerika’dan kopyalarken işin başında liyakatsizler, iş birlikçiler ya da oradan buradan talimatlı, yani “Şu kapıyı açık bırak da oradan biz yolumuzu bulalım.” talimatına, atanmasına vesile olanlara karşı çıkamayanlar yerine bizim bu liyakatli kadrolar olsa bunlara gözünü, kaşını oynattırmaz.

Bizimkiler, vurgunu yapanların tam listesinin açıklanması gerektiğini; haksız kazançların son kuruşuna kadar tahsili için tamamının hızla, tüm varlıklarına ve işlemlerine tedbir konulması, varlıklarına el konulması gerektiğini; uluslararası anlaşmaları sayarak bunların çeşitli ülkelere kaçırılmış paraların peşine nasıl düşeceğini, paraların nasıl geri getirileceğini ve hakkaniyetle bu paranın çalanlardan alınıp mağdurlara nasıl dağıtılacağını formüle ettiler.

Niçin anlatıyorum? Geçen gün tesadüfen gezerken, yolda televizyon kanalları arasında bir köşe yazarının yazısını okuyorlar. “Ya, çok iyi, Yeni Parti’yi eleştiriyor da artık yol göstermesi lazım.” diyor.

Geçen çarşamba Yeni Parti’yi daha yakından takip etseydi, dört çarşamba önce nasıl yol gösterdiğimizi görürdü.

Peki, bu dediklerimizi AK Parti’de bir kanun teklifi vermiş arkadaşlarımız geldiği anda çok doğru değerlendirmelerle tartıştılar. Komisyonda görüşüldü. Şimdi kanunlaşmasıyla ilgili bir aceleleri var.

Bizim kanun teklifimiz çalandan alan, mağdura veren; bunların kanun teklifi ise çalana kılıf uyduran, peşini bırakan ve kendince icat çıkaran bir şey.

Ne biliyor musunuz? Büyük bir günah var. İşlemiş, haramı yemiş, parayı sırtlamış. Yeni Parti isimlerini söylemese büyük bir mutlulukla kârını, güya vurgunu realize etmiş, parayı kenara koymuş. Şimdi bu işler ortaya çıkınca diyorlar ki: “Ya sen bugün caminin avlusuna gel, bırak ya!”

Bir teklif gördüm, dedim ki: “Olacak şey mi ya? Tövbe hesabı açmışlar.” Dedim, arkadaşlar önce güldü. Tövbe hesabı! Çaldığın para ediyor. “Şu hesaba bırakırsan,” diyor, “ben de senin peşini bırakırım.” Öztürkçesi bu.

Mesela Sayın Fatma, Metin Sayan Kaya... Parayı verdi, vermedi tartışmaları var. Bir iddiaya göre vermedi, direniyor. Bir iddiaya göre, “Yok canım, vermiş.” diyorlar. Eksik diyorlar ya, içinden ana parayla faizini kesmiş, diyorlar.

Şimdi bunlar nasıl duruyor ya ortada?

Tayyip Bey, “Evladım, kızım.” diyor ya... Enflasyonu düşürmek için enflasyon dünyada üçten yediye çıkmış, sekiz yapıp düşürüyorlar faizi. Çünkü para faize giderse piyasaya gitmeyecek, enflasyon düşecek. Bizde de enflasyon uçmuş gidiyor ya...

Biraz üstünde koy, NAS ortada duruyorken, diyor: “Ben nasıl faiz verdirteyim?” Evladım dediği, nefsine uymuş dediği hanımefendi, üç bin 24 daire parası koyup 360 daire parası, beş ayda milletin sırtından kazanmış. Parayı koy dediği hesaba, ana parayı alırım, içinden bir de yasal faizi alırım diye hesap kitap yapıyor.

Şimdi bunların... Örneğin hatırlatayım: Devlet memurları maaş alırken banka seçiyorlar, bunun karşılığında promosyon alıyorlar. Normal devlet memurları herhangi bir bankadan beş promosyon alabiliyorken Diyanet’teki müezzinler bir alabiliyordu. Niye? Bunlara şey yazmışlar, fetva: “Bankadan promosyon alırsam, faizli bankadan TL faizdendir, verdiği promosyon haram olur. Siz o yüzden katılım bankalarından alın.”

Katılım bankası, faiz ne kadarsa o kadar kâr payı veriyor. Banka ne kadar kâr ediyorsa o kadar kâr ediyor ama “Elma hakkım bana gelecek.” diye promosyonu beşte birine veriyor. Gariban müezzinin, camideki imamın promosyonuna gelince, “Bankada faiz var, verdiği promosyon faizden veriliyordur, haram olur. Sen katılım bankasına git.” deyip ona beşte birini verirler.

Sırrı Sakık’tan İzmir Barosu’na: 'Demirtaş’ın avludaki tek voltası, fırıldak hayatlarınızın tamamına bedel'
Sırrı Sakık’tan İzmir Barosu’na: 'Demirtaş’ın avludaki tek voltası, fırıldak hayatlarınızın tamamına bedel'
İçeriği Görüntüle

Sonra günü geldiğinde beş ayda 26 daire parasını bu milletin sırtından 360 daire parasına çıkarırlar.

AK Parti’nin kara düzeni tam olarak budur arkadaşlar!

Hani biz gelirsek bayrağı indirecektik, biz gelirsek vatanı böldürecektik, biz gelirsek ezanı dindirecektik! Her sabah, her gün beş vakit o ezanı okuyan müezzin efendinin promosyon hakkını savunmak da bizim işimiz ya! O karıncanın önünde kardeşiz, onu da ezdirmiyoruz ya! Bu millet dostunu da görüyor. Dost olmayınca geliyor, inşallah...

Bu iktidar bunu yapamaz çünkü en güçlü ortaklık suç ortaklığıdır ve bunların hepsi suç ortağıdır. Her biri geçmişte... Demiştim ya, “Bu nereden çıkardı bunu?” Sonra da birini söyledi, yedisi kaldı. Ahtapotun kollarını sonra biz gösterdik. O kolları tam da ahtapotun kolları gibi yayılmış. Kendi fon örgütlerini ve kollarını iyi bildikleri için tasvirde kopya çekmişler.

Şimdi dediğim gibi, tövbe et, kurtul; istifa et, kurtul dönemine girdiler. Türkiye Sigorta’nın Genel Müdürü istifa ediyor. Beyefendi hesabına da para koymuş. Türkiye Sigorta’yı fonda zarar ettirmiş ama kendisi bizzat kâr etmiş. Şimdi o istifa ediyor. 50 liranın üzerindeyim, imzası var bu beyefendinin. SPK Başkanı istifa ediyor. Bu işin baş sorumlularından biri. Demin söylediğim gibi, kurdu kuzuya emanet etmişler. Altın toplantı tamamına katılmış. Hazine Bakan Yardımcısı istifa ediyor. Damadı fon şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapmış. Fatma Betül Sayan Kaya istifa ediyor. Milletin iki milyar lirasını alıp kaçmış ve tövbe estağına üç beş bir şey atan, sütten çıkmış ak kaşık gibi temizleniyor.

Buradan Erdoğan’a söylüyorum: Geçmişte yaptığın gibi elini FETÖ sabunuyla yıkayarak, o bütün müşterek işlediğiniz günahlardan kurtulduğun gibi, 17-25 Aralık’ta milat yapıp “Öncesinde olanlar affına uğramıştır, sonrasında olanlar darbeye karışmıştır.” dediğin gibi, bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle cami bahçesine günah bıraktırıp millete affettirerek kurtulamazsın.

Net olarak söylüyorum, geçmişte sevdiğin bir kalıbı hatırlatayım: “Bunların hepsini atayım. AK Partili atananlar, AK Partili soyan, AK Partili soyulan.” Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Tam sen en ortasındasın Erdoğan, tam ortasındasın!

“Bu memlekette mi şimdi üç tane zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek?”

Değerli arkadaşlar, bu çürümüşlük içinde, bu yönetim kabiliyeti ortadan kalkmış, her tarafında suçlular, her tarafında görevi kötüye kullananlar, ekonominin her tarafında bu güvensizlik... Borsa altı yıl öncesine düştü. Daha dün %2,5 düştü. Bu istifalar geldi, yandaş bir kanalın para programına denk geldim. Şöyle söylüyor: “Bu istifalar sistemi rahatlatacaktır. Yarından itibaren borsada toparlanma bekliyor.”

Ya kardeşim, Allah için bir düşün! Hani Mısır’da tanımadığın dedenin dedesinden miras kalsa, bedava para verseler, o parayı bugün alsan... Şey diye örnek vereceğim, piyangodan çıksa; çıkmıyor artık, biliyorsunuz, o piyango işini bitirdiler. O parayı alsan, bugün o havadan gelen parayı sen borsaya koyar mısın?

Yarın ne kriz çıkacak, ne skandal patlayacak, hangi bakan, hangi üst düzey bürokrat bu işin arkasından çıkacak, Erdoğan’ın hangi atadığının yaptığı bir başka yanlış ortaya çıkacak, belli değil. Diyor ki: “Bu üç istifa sistemi rahatlatır. Yarın borsa toparlanır.” diyordu.

Gelirken baktım, yine aşağıya... Bir borsanın toparlanması için, en az sabit olması için satıcı kadar alıcı olması lazım. Satıcıdan daha hevesle alıcı yoksa borsa yukarıya doğru gitmez. Alıcının heveslenmesi için güven duyması lazım. Artık burada kötü şeyler olmaz, iş kuralına göre işler, benim bilgime, baktığım rakamlara, yaptığım hesaplara göre böyle olabilir, der. Bu öngörülebilirliktir.

Ama kimin ne karıştırdığını bilinen değil. Sen kimin borsaya açılacağına AK Parti milletvekilinin rüşvetiyle karar verildiği bir yerde, bomboş şirketlerin sırf adını alıp, iç çamaşırı firmasının adını alıp makinelerini bırakmışlar, teknoloji firması yapıp borsada yukarıya kaldırmışlar, garibanların sırtına atmışlar, parayı alıp kaçmışlar.

Bu memlekette mi şimdi üç tane zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek, yatırımcı güven gelecek?

Çürütmüşler memleketi, çürütmüşler! İşte şimdi bu çürümüş yönetim, bu işin faturasını yine millete, 87 milyona çıkaracak.

“Cumhuriyet tarihinin rekor bütçe açığını vereceklerini ilan ettiler”

Bir bütçeyi hazırladı, Anayasa’ya göre yeni yıla 75 gün kala Meclis’e yolladı. Üzerinde titiz çalışıyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşacağız, sokakta bu bütçeyi tartışacağız, vatandaştan konuşacağız, Genel Kurulda üzerimize düşeni yapacağız.

Tabii ilk kez, biliyorsunuz, Yeni Partide birçok ilk var. Kurulduğu gün ana muhalefet partisi olan, kurulduğu gün birinci parti olan, Avrupa’nın, dünyanın aidat ödeyen üye oranı en yüksek partisine sahip olan parti olmak nasip oldu. Bu bütçenin bizim açımızdan da bir anlamı var. Yeni Partinin muhalefette olduğu tek bütçeyi yapıyoruz arkadaşlar, tek bütçeyi yapıyoruz.

Bakın, 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Mecliste. Toplam gider 27 trilyon 266 milyar, toplam gelir 23 trilyon 408 milyar. Bütçe açığı peşinen kabul: 3,9 trilyon lira. Geçen yıla göre bütçe açığı %42 artıyor.

Her şey, her şey Erdoğan’ın... Geçtiğimiz gün bütçenin basın toplantısını yapan, yarın da gelip burada savunacak Cumhurbaşkanı Yardımcısının, Maliye Bakanı’nın istediği gibi olsa, geçen yıla göre bütçe açığımız %42 artacak. Cumhuriyet tarihinin rekor bütçe açığını vereceklerini son yaptıkları bütçede ilan ettiler.

Gelelim vergiye. Yani bütçe dediğin, devletin iki kolu: Biri parayı toplayan sağ kolu, biri millete dağıtan şefkatli sol kolu. İşte vergiye gelelim. Ne olacak milletten alınan vergiler? Geçen yıla göre %36 artıyor, böyle planlamış.

Peki, enflasyon hedefine %21 zammı neye göre verecek? Hedeflenen enflasyona göre. Yani normalde insanların geliri %21 artacakken bir mala %36 zam yapsan, “%15 fırsatçılık var.” derler, “Enflasyon senin yüzünden çıkıyor.” derler. Kâğıt üzerinde, kendi belirledikleri vergi rakamında vergi %36 artacak, enflasyon %21 öngörülüyor. Ona göre zam verecekler. Kime? Devlet memuruna, emekliye ve kendi maaş verdikleri herkese, devlet işçilerine... Enflasyonun tam 15 puan üzerinde vergi topluyorlar.

Ayrıca hep eleştirdiğimiz, hep anlattığımız şekilde değişen hiçbir şey yok. 100 liralık verginin hedefte %60’ı... Geçen sene de %61, geçtiğimiz yıllarda %62 diyorlar; %65, %66 gerçekleşiyor. 100 liralık verginin 60 lirasını KDV ve ÖTV’den, yani dolaylı vergilerden topluyorlar.

Bu ne demek? Dünyanın en adaletsiz vergisi demek. Türkiye’nin en zengin iş adamı da onun fabrikasının kapısında çalışan asgari ücretli bekçi de aynı vergiyi ödüyor. Dolaylı vergide elektrikte, suda, doğal gazda, çocuk ayakkabısında, okul önlüğünde, çocuk bezinde, sütte, neyde olursa olsun ödediği vergi aynı. Biri Türkiye’nin en zengini, biri en yoksulu ama mazot alırken aynı vergiyi ödüyorlar. Dünyanın en pahalı jipine mazot doldururken arkasında 1972 model traktörüne mazot alan da aynı vergiyi ödüyor.

Bu dolaylı vergi, zengin-fakir ayırmayan, dünyanın en adaletsiz vergisi. Hedefleri yine %60.

ÖTV’yi de ortalaması %30’un... 100 liranın 28 lirası da çoğunluğu maaşlardan kesilen gelir vergisi. Çoğunluğu maaşlardan kesilen gelir vergisi! Bir de stopaj buna dâhil. Yani bankaya para koydun, faiz alırsan ondan kesilen...

Toplam %88 geriye kalıyor, %12. Geçen yıl %11 gerçekleşti. Gerçekten para kazanan, kâr ettiği resmî kayıtlarda olan, kendi verdiği beyannameyle doğrulanan ve gerçekte vergi vermesi gerekenlerden alınan vergi %11. Vergiyi hiç vermemesi ya da az vermesi gerekenlerden %90, esas vermesi gerekenlerden %10 vergi toplayan düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir.

İlk iş, bu kara düzenin, bu vergi düzenini altüst edeceğiz.

Kaynak: Haber Merkezi