Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, grip, Covid-19 ve soğuk algınlığı arasındaki farkları Elips Haber’e anlattı. Gribin ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Ceyhan, grip aşısı ve serum kullanımı konusunda uyarılarda bulundu.
Sonbaharla birlikte solunum yolu enfeksiyonları yeniden gündeme gelirken grip, Covid-19 ve soğuk algınlığının belirtileri arasındaki farklar da merak konusu oldu. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, bu hastalıkların belirtiler üzerinden ne ölçüde ayırt edilebileceğini, grip aşısının kimler için önem taşıdığını ve hastalık döneminde yaygın olarak başvurulan serum uygulamalarının olası risklerini değerlendirdi. Gribin özellikle kronik hastalığı bulunan kişilerde ağır tablolara yol açabileceğine dikkat çeken Ceyhan, korunmada aşının ve dengeli beslenmenin önemini vurguladı.
“Grip, kronik hastalığı olan kişilerde ciddi sonuçlara yol açabiliyor”
Covid-19, grip ve soğuk algınlığını birbirinden ayıran en temel fark nedir? Belirtiler üzerinden bunları ayırt etmek mümkün mü?
Soğuk algınlığı daha hafif bir hastalıktır. Burun akıntısı, öksürük, hapşırık, hafif ateş ve hafif vücut ağrısıyla seyreder. Oysa grip, daha ağır bir hastalıktır. Gripte burun akıntısı çok sık görülmez. Daha çok ateş, boğaz ağrısı, öksürük, genel vücut ağrısı, kas ağrısı ve baş ağrısı görülür. Grip, çoğu zaman insanı yatağa yatmaya zorlar. Grip olan bir insan ayakta çok fazla dolaşamaz.
Bu iki hastalık halk arasında çok sık karıştırıldığı için insanlar genellikle “Önemli değil, grip olmuşum.” derler. Oysa grip, yüzde 1 civarında ölüm riski taşıyan çok ciddi bir hastalıktır. Özellikle kronik organ hastalıkları olan kişilerde ciddi sorunlara yol açabilir. Şeker hastalarında diyabet krizlerine neden olabilir. Kalp hastalarında kalp yetmezliğini tetikleyebilir. Bazen koroner damar hastalığı, yani damar tıkanıklığı bulunan kişilerde mevcut hastalığı ağırlaştırabilir. Böbrek yetmezliği olanlarda böbrek yetmezliğini ağırlaştırabilir. Karaciğer hastalarında ise karaciğer yetmezliği ataklarını ortaya çıkarabilir.
Dünyadaki bütün felaketleri; savaşları, selleri, depremleri ve bulaşıcı hastalık salgınlarını düşünelim. “Dünyada insanlar en çok neden ölüyor?” sorusunu sorarsak en yüksek ölüm oranına neden olan hastalıklardan biri griptir. Bu nedenle grip, dikkate alınması gereken bir hastalıktır.
Covid-19 ise başlangıçta grip gibi seyretti. Hatta başlangıçta gripten biraz daha yüksek bir ölüm oranına sahipti. Salgın döneminde Türkiye’de ölüm oranı yüzde 3’tü. Ancak daha sonra virüs, giderek daha fazla yayılabilme özelliği kazanırken daha hafif bir hastalık tablosuna yol açmaya başladı. Günümüzde özellikle kronik hastalığı olan ve ileri yaştaki kişilerde ölüm riski söz konusudur. Ancak bu riskin de çok yüksek bir oranda olmadığı söylenebilir. Covid-19, daha çok gribe benzeyen ancak daha hafif belirtilerle seyreden bir hastalıktır.
Bir hasta geldiğinde soğuk algınlığı ile gribi ayırt etmek çok zor değildir. Çünkü soğuk algınlığı daha hafif, grip ise daha ağır seyreden bir hastalıktır. Ancak hastalığın grip mi yoksa Covid-19 mu olduğunu ayırt etmek daha zordur. Hekimler de çoğu zaman yalnızca belirtilere bakarak kesin tanı koyamazlar. Kesin tanı için test yapılması gerekir.
Bu nedenle Sağlık Bakanlığı uzun zamandır gribe benzer hastalıkların sürveyansını yapıyor. Bu kapsamda, belirli sayıda aile hekimine başvuran ve o hafta gribe benzer belirtiler gösteren hastalar arasından rastgele bir örnek alınıyor. Buna “sentinel sürveyans” diyoruz. Yani tüm toplumu taramak yerine belirli noktalardan rastgele örnekler alınıyor.
Sağlık Bakanlığı, açıklanan verilere göre en son 27 Eylül tarihine kadar olan vakaları açıkladı; bu tarihten sonraki verileri ise henüz açıklamadı. Açıklanan verilere göre Türkiye’de henüz grip görülmediği anlaşılıyor.
Sağlık Bakanlığının yaptığı bir diğer sürveyans çalışmasında ise gribe benzer belirtilerle hastaneye yatırılan ağır vakalardan alınan örnekler takip ediliyor. Bu çalışmada da henüz grip görülmüyor. Bütün dünyada grip vakalarında bir artış başladı. Türkiye’de de muhtemelen grip vakaları vardır.
“Grip aşısı özellikle gebeler ve kronik hastalığı olanlar için önemli”
Grip aşısı kimlere özellikle öneriliyor? Sağlıklı ve genç kişiler de aşı yaptırmalı mı?
Grip aşısı, Amerika Birleşik Devletleri’nde herkese önerilen bir aşıdır. Altı aylık bebeklerden başlayarak toplumun tamamına grip aşısı yapılıyor. Aşısını yaptırmamış kişiler bazı yerlere giremiyor; kreşlere ve anaokullarına kabul edilmiyor. Bu nedenle ABD’de grip aşısı herkese uygulanıyor. Ancak Türkiye’de aşı, belirli risk gruplarına yapılıyor.
Bu risk grupları, Covid-19’da sık karşılaştığımız risk gruplarına benziyor ancak aralarında bazı farklılıklar var. Örneğin gebelik, Covid-19 açısından bir risk faktörü değilken grip açısından en önemli risk faktörlerinden biridir. Bu nedenle ilk aşılanması gereken grupların başında gebeler geliyor.
Gebelerden sonra altı ay ile beş yaş arasındaki çocuklar da büyük risk altındadır. Bunun yanı sıra şeker hastalığı, böbrek hastalığı, akciğer yetmezliği, kronik kalp hastalığı ve kronik karaciğer hastalığı olan kişiler de risk grubunda yer alıyor. Sigara içenler, alkol tüketenler ve 60 yaş üzerindeki bireyler de bu gruba dâhildir. Devlet, bu risk gruplarındaki kişilere grip aşısını ücretsiz sağlıyor.
Devletin belirlediği geri ödeme kapsamına girmemelerine rağmen, meslekleri ve görevleri nedeniyle grip geçirmemeleri gereken kişiler de var. Bunlar arasında sporcular, tiyatro sanatçıları ve devleti yönetenler bulunuyor.
Bir diğer önemli grup da risk grubundaki kişilerle temas hâlinde olanlardır. Özellikle kreş ve anaokullarında görev yapan herkesin mutlaka grip aşısı yaptırması gerekir.
“Sarı serum’ uygulaması ciddi riskler taşıyor”
Halk arasında yaygın olan “Serum taktırırsam daha çabuk iyileşirim.” düşüncesi ne kadar doğru?
Bu düşünce tamamen yanlıştır. Çünkü halk arasında “sarı serum” olarak bilinen uygulamada C vitamini ve bazı uyarıcı maddeler karıştırılarak bir serum hazırlanıyor. Bu uygulama son derece risklidir. Serumun içindeki maddelere alerjisi olan ve bu nedenle hayatını kaybeden çok sayıda insan oldu. Bu nedenle bu tür serumlar kesinlikle rastgele yaptırılmamalıdır.
C vitamini, normal bir insana fazladan verildiğinde genellikle ek bir fayda sağlamayan bir vitamindir. Çünkü vücudun ihtiyaç duymadığı miktarlar idrar yoluyla atılır. Serum yoluyla verildiğinde bile bağışıklığı artırması beklenen bu maddelerin fazlası kısa süre içerisinde idrarla atılabilir.
C vitaminini hastalandıktan sonra almanın bir anlamı olmadığı düşünülse de asıl önemli olan, kişinin beslenmesine dikkat etmesidir. Gereğinden yüksek dozda vitamin almak son derece risklidir. Bu nedenle sağlıklı ve dengeli beslenmeyi bir yaşam tarzı hâline getirmek çok önemlidir.
Kişi hastalandıktan sonra “Gideyim de C vitamini, E vitamini alayım.” diye düşünmemelidir. Bu yaklaşımın hastalığı hızla iyileştireceği düşüncesi doğru değildir.
Halk arasında “C vitamini almak için bol bol mandalina ve portakal yiyeyim.” düşüncesi de yaygındır. Ancak dengeli beslenmeye ve yeterli vitamin almaya hastalık ortaya çıkmadan önce de dikkat etmek gerekir. Hastalık ortaya çıktıktan sonra alınan C vitamini hemen etki etmez. Vücudun bağışıklık sistemini desteklemek için yeterli ve dengeli beslenmek önemlidir.
Dengeli bir biçimde meyve ve sebze tüketmek, yeterli miktarda protein almak çok önemlidir. Özellikle kış aylarında balık tüketmek, iyi bir protein kaynağından yararlanmak açısından oldukça faydalıdır.
Grip aşısıyla ilgili şunu da belirteyim: Son birkaç yıldır üç valanlı aşıya geçtik. Bunun nedeni, aşıya eklenen dördüncü B antijeninin 2021 yılından beri görülmemesidir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bu antijenin aşıda kullanılmasına artık gerek olmadığına karar verdi. Bu yılın grip aşısının kullanılması gerekir. Bu aşılar da zaten üç antijenlidir.
Dünya Sağlık Örgütü her yıl bir önceki yılın örneklerini toplar ve hangi antijenlerin görüldüğünü, hangi virüslerin ürediğini inceler.
DSÖ, bu verilere bakarak o yılın aşısında hangi antijenlerin bulunacağını belirler. Bu bilgileri yaz aylarının başında ilaç firmalarına bildirir. Aşılar da bu bilgilere göre hazırlanır.
Güvenilirliği kanıtlanmış ve bilimsel çalışmalarla desteklenmiş aşılar, altı aylık çocuklardan başlayarak uygulanabilir.
Üç valanlı grip aşısı eskiden çocuklara yarım doz olarak uygulanıyordu. Ancak artık altı aylıktan itibaren, yetişkinler de dâhil olmak üzere, tam doz aşı uygulanıyor.





