Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) tarafından Brüksel’de düzenlenen 20. Uluslararası Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler Konferansı’na mesaj gönderen Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi Kürt siyasetçi Leyla Zana, bölgedeki gelişmeler ve barış sürecine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Konferansta siyasetçiler, akademisyenler, hukukçular ve insan hakları savunucuları kalıcı barışın koşullarını tartışırken, Zana'nın mesajı toplantının en dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı.

Sürecin başarıya ulaşması ortak sorumluluk

Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü açısından tarihsel önemde ve eşine az rastlanır bir kapının aralandığını ifade eden Leyla Zana, tünelin sonunda gelecek için güçlü bir umut ışığı görüldüğünü belirtti. Bu ışığı büyüterek kalıcı hale getirmenin bütün siyasi kesimlerin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Zana, tüm tarafların bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmesi halinde sürecin dünyada eşi benzeri olmayan bir modele dönüşebileceğini kaydetti.

Kürt sorununun günlük siyasi çıkarların ötesinde, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte ele alınması gerektiğinin altını çizen Zana, "Kürt halkı hiçbir kurum, kuruluş ya da devletin günlük çıkarlarının malzemesi değildir. Hiçbir çıkar ilişkisinin kurbanı da değildir" dedi. İnkâr ve isyan döngüsünün kalıcı biçimde sona ermesi gerektiğini belirten Zana, "Artık reddin yerini kabul ve tanıma siyaseti almalıdır" çağrısında bulundu.

Ortak mücadelenin hedefi statü ve güvence olmalı

Kürt halkının varlığını ve kimliğini görünür kılmak için yıllardır yürütülen ortak mücadelenin yeni bir aşamaya evrilmesi gerektiğini belirten Leyla Zana, bundan sonraki hedefin Kürt halkının siyasal taleplerini ve statüsünü demokratik ve eşitlikçi bir anlayışla güvence altına almak olması gerektiğini ifade etti. Dünyanın savaşlar, çatışmalar ve zorunlu göçlerle sarsıldığı bir dönemden geçtiğini belirten Zana, Ortadoğu’da kalıcı barışın güvenlikçi politikalar yerine hak ve özgürlükleri temel alan yaklaşımlarla tesis edilebileceğini kaydetti.

Öcalan'ın teması ve bölgesel meseleler

Kürt sorununun çözümünde Abdullah Öcalan'ın rolüne de dikkat çeken Leyla Zana, sorunun birebir muhatabının uzun yıllardır kendi halkıyla istişare olanaklarından mahrum bırakıldığını belirtti. Zana mesajında, "Sayın Öcalan’ın halkıyla teması sağlanmalı ve bir an önce bu sorunsallık çözülmelidir" ifadelerine yer verdi.

Mesajının son bölümünde İran’daki Kürtlere yönelik idam politikalarını ve rejimin uygulamalarını eleştiren Zana, savaş koşullarında dahi gençlerin idam sehpasında yaşamını yitirmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Bu rejimin yıllar boyunca büyümesine katkıda bulunan devletlerin de sorumluluk taşıdığını belirten Zana, on yılların heba edilmesine izin verilmemesi ve evrensel değerler etrafında ortak bir geleceğin inşa edilmesi çağrısında bulundu.

Leyla Zana’nın mesajının tamamı şu şekilde:

"Sevgili dostlar, değerli katılımcılar,

Başta EUTCC ailesini ve siz değerli dostları saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Fiziksel olarak yanınızda olamasam da duygu ve düşünsel olarak aranızda olduğumu
bilmenizi isterim.

20 yılı aşkın bir süredir Kürt halkını yalnız bırakmayıp çığlığını tüm dünyaya duyurmak için
olağanüstü bir çaba sarfettiniz.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda yeni atama
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda yeni atama
İçeriği Görüntüle

Şimdiye kadar ortak mücadelemiz Kürdün varlığını ve kimliğini görünür kılmak, hak taleplerini dünyaya duyurmak içindi. Artık ortak mücadelemizin gayesi; Kürt halkının
varlığını, siyasal taleplerini, statüsünü demokratik ve eşitlikçi bir anlayışla güvence altına
almak olmalıdır.

Dünya savaşların, çatışmaların, zorunlu göçlerin arttığı, yoksulluğun derinleştiği, sosyal adaletin zayıfladığı, insan hakları ve demokratik değerlerin al aşağı edildiği bir dönemden
geçiyor.

Büyük savaşlar neticesinde AB’yi de oluşturan evrensel değerlere bu denli kayıtsız kalındığını görmekten acı duyuyoruz, bunu ifade etmekten de.

Yaşadıkları coğrafyaların tarihsel ve siyasal koşulları nedeniyle halkımız, bu krizlerin sonuçlarıyla daha ağır bir biçimde karşı karşıya kalıyor. O nedenle de daha zorlu
koşullarda demokratik kanallar oluşturmak için muazzam bir çabayla mücadele ediyoruz.

Türkiye’de Kürt sorununun barışçı çözümü için tarihsel önemde, eşine az rastlanır bir kapı aralanmıştır. Tünelin ucunda gelecek için güçlü bir umut ışığı görülmüştür. Bu ışığı
büyütüp kalıcı hale getirmek siyasal kesimlerin ortak sorumluluğundadır.
Tüm taraflar bu sorumluluğa dahildir. Hakkını verebilirsek, bu belki dünyada eşi benzeri olmayan bir modele dönüşebilir.

Sadece bulunduğumuz coğrafyada değil; Kürtler söz konusu olduğunda akla gelen ilk tanımlamaların ülke sınırları içinde ya da dışında hep itham edici, aşağılayıcı, olumsuz
tanımlamalar olması kadim bir halkın layık olduğu tanımlamalar değildir.
Kürt halkı hiçbir kurum, kuruluş ya da devletin günü birlik çıkarlarının malzemesi değildir. Hiçbir çıkar
ilişkisinin kurbanı da değildir.

Kürt sorununu ortaya çıkaran ve bugüne kadar sürmesine neden olan siyasal ve hukuksal sorunlar neden-sonuç ilişkisiyle beraber alınmalıdır.

Her nerede olursa olsun, inkar ve isyan ilelebet sürdürülemez. Gerçekçi olan isyana neden olan inkar siyasetinin son bulması ve bunun zihinsel olarak da vücut bulmasıdır.

Aynı zamanda bu gerçekliğin dile dökülmesidir. Gerçeklik “terör” tanımlamasıyla izah edilemez. Artık reddin yerini kabul ve tanıma siyaseti almalıdır.

Kürt meselesi gibi devasa bir sorunun çözümünün birebir muhatabı 28 yıldır kendi halkıyla bile istişare olanaklarından mahrum bırakılmıştır. Sayın Öcalan’ın halkıyla teması
sağlanmalı ve bir an önce bu sorunsallık çözülmelidir.

Sevgili dostlar, değerli katılımcılar,

Ve sözlerime son verirken yüreğimdeki bir yaradan bahsetmek istiyorum. Rojhilat Kürdistan’ından. Bu savaş koşullarında bile aklıma ilk gelen halen İran’da gencecik
insanlarımızın idam sehpalarında sallanmasıdır.

Bu katı rejimin Kürtlere yönelik bu denli pervasızlığının sorumluluğu aynı zamanda bu rejimi yıllarca büyütüp kalıcı hale getiren
devletlerindir de.

Ortadoğu’da kalıcı barış, demokrasi ve istikrarın yolu, güvenlikçi ve çatışmacı politikaların yerine hak ve özgürlükleri esas alan politikaların geliştirilmesinden geçer.

Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde haklarının anayasal ve demokratik güvencelere kavuşması, yalnızca Kürt halkının değil, bölgedeki bütün halkların ortak, barışçıl ve demokratik geleceğine
önemli katkı sağlayacaktır.

Kürtlerin bu kapsayıcılığı, dinamizmi ve örgütlü gücü bölge barışı için çok önemli bir fırsat ve tabiri caizse bir nimettir. Bu iyi değerlendirilmezse bölge
için de büyük bir risk ve tarihsel bir kayıptır.

Umuyor ve diliyorum ki, bu tarihsel fırsat layıkıyla değerlendirilecektir. Bir daha on yılların heba olmasına izin verilmeyecektir. Artık can kaybı, kaynak kaybı ve zaman kaybına kimsenin tahammülü kalmamıştır.

İnanıyorum ki; evrensel değerler için mücadele edenler insanlığa layık olmayan bu karanlık perdeyi ortak akıl ve ortak duyguyla yırtacaktır.

Hepinizi dostluk duygularımla, sevgi, saygı ve özlemle kucaklıyorum.

Aydınlık yarınlarda buluşmak dileğiyle."

Kaynak: Haber Merkezi