Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fon soruşturmasına değinen Bahçeli, organize şekilde hukuka aykırı işlemler yapıldığını öne sürdü.
“Afetlere hazırlıklı olmak son derece önemli”
Bahçeli'nin konuşması şöyle:
Yağışın olağanüstü olduğu kabul edilmekle birlikte, yaşanan tabloda altyapı ve imar disiplininin belirleyici olduğu ortadadır. Yaşanan felaket, planlama, risk yönetimi ve önleyici tedbirlerle afetlere hazırlıklı olmanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Afetlerle mücadele; bütün kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, bilim çevrelerini ve toplumu kapsayan stratejik bir kamu politikası olarak ele alınmalı. Yerel seçimler, riskli alanların dönüştürülmesine ve israf projelerine kadar, doğal afetlerin zararlarının en aza indirilebilmesi temeline dayanmalıdır.
Afetten etkilenen vatandaşlarımızın uğradıkları zararın hemen karşılanacağına ve benzer hadiseler yaşanmasın diye gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyor, Allah ülkemizi ve milletimizi her türlü afet ve musibetten esirgesin, diyorum.
“Organize şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır”
Muhterem dava arkadaşlarım,
Geçtiğimiz haftadan bu yana hem fon soruşturması hem de başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere belediyelerdeki yolsuzluklara ilişkin yargı süreçleri devam etmektedir.
Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesi, finansal sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesine bağlıdır. Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşmasını, sermayenin tabana yayılmasını, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların istikrar içinde işlemesi için gözetim ve denetim işlevinin iş birliği içinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir.
Fon soruşturmasına ilişkin gelişmelerden, Türkiye ekonomisinin istikrarını hedef alan bir kanunsuzlukla; piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmak suretiyle organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır. Milletimizin helal tasarrufuna göz dikenlere hukuk zemininde en güçlü yaptırımlar kuşkusuz uygulanacaktır.
Birçok suçlunun açığa çıkarılması ve mağduriyetin giderilmesi yönünde atılan önemli adımlardan, konuya ilişkin yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu gündeminde bulunmasından ve meselenin tüm boyutlarıyla aydınlatılarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak güçlü siyasi iradenin ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum.
Daha önce de vurguladığım gibi, bunlar bir arınma, hataların ve altında yatan nedenlerin üzerine eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Adalet, suçluyu cezalandırmanın yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir.
Cumhurbaşkanımızın isabetle, fahiş kazancın bedelinin ödettirileceğini ve devletin kimseyi mağdur etmeyeceğini söylemesi, adaletin tecellisine olan güveni artırmıştır.
Milletimiz emin olsun, bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Partimiz, milletimizin hak ve hukukunu savunurken adaletli bir gelir dağılımını mümkün kılacak adımların da takipçisi olacak. Dar gelirli vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması için gerekli hamleler mutlaka yapılacaktır.
“Devlet mülkünde tasarruf edenin adaletle terbiyesi devlet ahlakındadır”
3 Ekim 2026 tarihli yazılı açıklamada ifade ettiğim gibi, kamu malı, halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülkünde tasarruf edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinden başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren bir problem olmanın yanında bir ahlak yoksunluğudur.
Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine, yöneticilerin iddialara hukuki zeminde cevap vermesi ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkemeler, siyasi gösterilerin değil, savunma hakkının esas alındığı yerlerdir. Milletimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve adaletin bir an evvel tecelli etmesini beklemektedir.
“Basın özgürlüğü, suç işleme özgürlüğü değildir”
Soruşturmalar kapsamındaki bir başka konu ise basın özgürlüğü tartışmalarına yöneliktir. Özgür basının demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğuna, medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğine inanıyor; bununla beraber özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar da hukukun kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Basın özgürlüğü, suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır. Nitekim medya kuruluşları da diğer bütün kurumlar gibi hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Asıl olan, basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yuman bir hukuksuzluğa düşmemektir. Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin güvencesi ise hukuka bağlılık ve etik sorumluluk da bu özgürlüğün temel dayanaklarıdır.
Türkiye'nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, Terörsüz Türkiye ve terör örgütsüz bölge hedeflerinin kuvvetten fiile dönüştüğü kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemez. Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmî açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir. Türkiye'nin güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.
Değerli milletvekilleri,
Âlim olan Allah'ın âlemleri kuşatan kürsüsü, insanlığa huzur ve bereketi müjdeleyen, dünyaya düzen ve adaleti veren ilim kapısıdır. İlim kapısı, insan aklını ve ruhi hazlarını büyüten, nefsini vicdanıyla törpüleyen, hırsına sağduyusuyla bent olan, kemalat makamına açılır. İlim yolunda dergâhını eşiğine eğen, odunu bile eğri sokmayan Yunus Emre, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır?” mısralarıyla insanı kâmil olmanın yolunun evvela kendini bilmekten geçtiğini ifade etmiştir.
Kendini bilmek, kibir aynasını kırarak Rabb'im karşısında acizliğini bilmek, sözü ölçüp tartmak, kalemi ise hattı, rikkati ve endazesinde tutabilmektir. Kendini bilmek, ilim unvanında hikmet pusulasıyla yönünü tayin edebilmek, ihlas ile Hakk'a teslim olabilmektir. Kendini bilmek, Vav hâlinde geldiği fani âlemde kelamı Elif gibi dosdoğru söylemek, hakikat karşısında Mim gibi eğilebilmektir.
Tanrı Dağları'yla başlayan Türk'ün kutlu yürüyüşü, Horasan'da ilmin kapısından geçerek erenlik makamına erişmiş, Söğüt'e kök salarak İslam medeniyetinin en mütekâmil çağını yaşamış ve yaşatmıştır. Ecdadımızın tarih sicilindeki zafer ve ihtişamlarının temelinde yatan unsur, ilim ile şahsiyet, hikmet ile feraset, ihlas ile dirayet sahibi olmalarıdır.
Türk'ün cihan davası; kaosa karşı düzenin, fitneye karşı suretin, zulme karşı adaletin, ayrışmaya karşı bir olmanın davasıdır. Kızılelmamızın dünyaya bakan yönü, İ'lâ-yi Kelimetullah için, nizam-ı âlem için; kalplere bakan yönü ise insanlık için şuur ve şahsiyettir.
Ötüken'de ak idik, Horasan'da erenlik hırkasını giydik, Anadolu'da alperen olduk. Milliyetçi-Ülkücü Hareket, mukaddes kitabımızda Cenab-ı Hakk'ın ilk emri olan “İkra” ile dünyayı okuyan, ilk yeminini kaleme ve satır satır yazdıklarına ant olsun ayetiyle hayatı yazan cihanşümul gayeye ve gayrete meftundur.
Bu bağlamda ülkücülük, cehl-i mürekkebe karşı hakikatin, suret-i ihsanla karanlıklara karşı cesaretin, insanın adamlarına karşı iyilik ve merhametin mücadelesidir. Ülkücülük, Hazreti Ali Efendimizin “İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.” sözünü de tutan, fikir ve düşünceyi şahsiyetle methedenlerin yoludur.
Ülkücülük, düşüncenin merkezine insanı koyarak geleneğin bilgeliğini ve modern ilmin yöntemlerini medeniyet telakkisi içinde terkip eden bir milliyetçilik tasavvurudur.
İlim kürsüsünde, insanlığın ve milletlerin afakında yankılanan en önemli husus tarih ve mekândır. İslam medeniyetinin mümtaz mütefekkirlerinden İbn Haldun, Mukaddime'sinde tarihe ilmî bir ufuk açmış, yöntemsel bir derinlik kazandırmıştır. Atalarımız, “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” diyerek insan hafızasının unutkanlığına işaret etmiştir.
Bu bağlamda bize göre tarih, “Hafıza-i beşer mekân ile maluldür.” telakkisinden hareketle, merhum Reha Oğuz Türkkan'dan mülhem, milletlerin hafızalarını coğrafyaya demirleyen şuur ve hikmettir.
İbn Haldun'un “Geçmiş, geçmişe ve geleceğin suyun suya benzemesinden çok daha benzer.” sözünde de işaret edildiği gibi, tarih şuurundan ve mekân bilgisinden yoksun olanlar geleceğe de doğru bir istikamet tayin edemeyeceklerdir. Dolayısıyla millî birliğimizin ve dayanışmamızın temelinde yatan en büyük hakikat, tarihi doğru okumak, mekânı iyi anlamak ve gelecek nesillere aktarmaktır.
Nitekim Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarihin millî şuur çerçevesinde gelecek nesillere aktarılmasının önemini, “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” vecizesiyle ifade etmiştir.
Bu noktada tarihî aktörlerin tarihin akışı içerisinde yerli yerine oturtulması, tarihî olayların rövanşist duygulardan azade, ibret ve kazanım hâline dönüştürülmesi millî bir mesuliyettir. Bu mesuliyet, zararlı fikirler ve miyop gözlüklerle tarihe bakmamak, çoğu zaman popülist siyasetin ideolojik tartışmalarla karaladığı tarih defterinde hakikatin izini sürmektir. Aksi takdirde parçalanmış benlikler, şizofrenik kimlikler ve bölünmüş toplumlarla karşı karşıya kalmak kaçınılmaz olacaktır.
“Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi MHP'dir”
Kıymetli milletvekilleri, değerli milletvekilleri, kıymetli misafirler;
Milliyetçi Hareket Partisi, tarihin omuzlarına yüklediği bu mesuliyet şuuru ile Türk milliyetçiliği meşalesini taşımaktadır. Çağları aşan Dede Korkut destanında, Salur Kazan'ın obası ve otağı fitne ve zulmetin pençesine düştüğünde, “Kurt yüzün mübarektir, onunla danışayım.” diyerek yeniden birliğe ve dirliğe eriştiği, millî hafızamızda canlılığını korumaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, kurulduğu günden bugüne Türk ve Türkiye düşmanlarına karşı vatanını, kimliğini ve töresini koruyan kurt yüzlülerin, şehadetle yürüyen Yusuf yüzlülerin yegâne ortağıdır.
Yüksek tarih ve mekân şuurunun, millî mesuliyet duygusunun kutlu davamızda temerküz ve teberrük etmesinin hesabı mucizesi, Anadolu'yu İslam davası ile mayalayan Ahi Evran'ın “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir; akıl ve ahlak ile çalışıp bize geçen bizdendir.” sözüne duyduğumuz derin itimat ve güçlü sadakattir.
20. yüzyıla, egemenliğin bilâ kaydü şart millete ait olduğu millî ve üniter devlet teklifini sunarak bu teklifi Cumhuriyet'le taçlandıran Türk milliyetçiliği, günümüzde Milliyetçi Hareket Partisinin feraset ve riyasetinde; kalkınmış bir devlet, hür bir millet ve devletle milleti aynı ülkede birleştiren medeniyet teklifiyle Türklüğün afakını kuşatmaktadır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün satırımıza satır yazılı olan o veciz ifadesiyle, “Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyetimizin...” 21. yüzyıldaki kutup edeplerinden biri de Türklüğün büyük bir medeni vasfının Anadolu topraklarından bütün cihana yayılacağı hamleyi gerçekleştirmektir.
Çalışmaları sulha, ayrışmaların diliyle dönüştürecek Türk barışının coşkun akan ırmağı Milliyetçi Hareket Partisidir. Bu ırmağın ulaştığı menzil ise Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonuyla geniş ve derin Türk unvanıdır.
Milliyetçi Hareketin kadroları bunu gerçekleştirecek hesaba ve azme sahiptir. Türk milleti de Milliyetçi Hareket Partisinin müktesebatıyla yürümeye hazırdır.
Yol çetin, hava sislidir.
12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve Milliyetçi Hareket Partisine operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve mevhum odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır. Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlar, Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacıdır. 21. yüzyılda köksüz bir Cumhuriyet hedefleyenlerin, Milliyetçi-Ülkücü Hareket figüranları ise suret-i milliyetçi, fikri ve siyasi bakımdan gayrisahihlerdir.
Türk milliyetçiliğini etnik çoban izlerine ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır. MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda, Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler; siyasi ihtiraslarını, fikrî buhranlarını ve şahsi vicdanlarını kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir.
Türk gençliğinin millî hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikâr olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbette alacaklardır.
Buradan soruyorum: Siyasi ikballeri için kendilerine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını iğdiş ederek oturdukları masalarda mezar yapanlar, siz neyin, nerenin milliyetçisisiniz?
Gözü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler, siz hangi ağızların kelamısınız?
Milliyetçilik, evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir. Nice münevverlerin ilim ve düşüncesiyle, hükümdarlarımızın emek ve gözyaşıyla yeşerttiği Türk milliyetçiliğinin bereketli topraklarına kaçak yapı kurmaya çalışanlar, siz hangi fitne senaryosunun gönüllü kalemlerisiniz?
Tarihin coğrafyada Türk akışını bilmeyen cahillere tekrardan hatırlatalım: Türk milliyetçiliği, Türklüğü arkaik ve etnik asabiyete hapsetmek değil, onu güçlü millet şuuru ve yüksek medeniyet ufkuyla yükseltme davasıdır. Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır.
Türk milliyetçiliği, Yesevi dergâhında okunan duaya Gül Baba Türbesi'nden “Âmin” diyebilmektir. Kardeşçe söylenen Türkiye ak mescidinde eşlik edecek kültür kaynağı, bu aradaki Türk estetiğini Bozkurt'a taşıyacak medeniyet vizyonudur.
Tevatür tarihçiliği ile coğrafyaya at gözlüğüyle bakanlar, milliyetçilik namına bir hikâye yazamazlar. Millî mukaddesatın altına süpürge çevirenlerin, yabancı kavramlarla düşünenlerin, sloganlarla konuşanların, millî mukadderatı sokakların karanlığında arayanların düşünce ikliminde evvela popülizm, sonrasında vandalizm, en son olarak da faşizm peydah olur.
Bunun için diyoruz ki: Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi Milliyetçi Hareket Partisidir.
Milliyetçilik bayrağı da huzurlu ve bağımsız bir şekilde Milliyetçi Hareket Partisinin burçlarında dalgalanmaktadır. Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki: Orada burada vaktinizi heba etmeyin. Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın. Gelin, bir olalım, diri olalım; nice ülke, Türkiye Yüzyılı hedefini hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.
Türkiye'nin önünde büyük fırsatlar olduğu kadar önemli sınamalar da bulunmaktadır. O sebeple milletçe günübirlik tartışmaların sesini geçen, millî ahlakı, devlet tecrübesini ve millî iradeyi birleştiren kapsamlı bir gelecek vizyonuna uygun hareket etmek mecburiyetimiz vardır. Stratejik hedefimiz, lider ülke ve süper güç Türkiye'nin inşasıdır. Tüm unsurlarıyla buna uygun bir kapasite oluşturmak ise ortak sorumluluğumuzdur.
Kutadgu Bilig'deki “Üç ayak üzerine olan hiçbir şey bir tarafa meyletmez. Her üçü düz durdukça taht sallanmaz.” ifadeleri, devlet anlayışımızın temelini özetlemektedir. Bugün bu dengeyi yasama, yürütme ve yargı üzerinden kurmak; hukukun üstünlüğü, güçlü kurumsal kapasite, toplumsal dayanışma ve ekonomik istikrarla bağdaştırmak zorunluluktur. Bu husus, milliyetçilik anlayışımızın bize yüklediği Türkiye sorumluluğunun bir parçasıdır.
Milliyetçiliği, geçmişin hatıralarına indirgeyip bugünü ihmal eden bir anlayış olarak değil, geleneği geleceğin imkânlarıyla buluşturan bir medeniyet davası olarak değerlendiriyoruz. Köklerimize bağlı kalırken bilime, teknolojiye ve evrensel bilgi birikimine açık olmayı; millî kimliğimizi korurken dünyayı anlamayı; tarihimizden güç alırken geleceğin rekabet koşullarına hazırlanmayı öngörüyoruz.
“Terörsüz Türkiye hedefini Terörsüz Bölge'den ayrı düşünemeyiz”
Terörsüz Türkiye hedefi, bu büyük gelecek tasavvurunun en önemli başlıklarından birisidir. Bu süreçte kararlılık kadar akıl, güvenlik kadar hukuk, devlet otoritesi kadar toplumsal mutabakat ve güven de önemlidir. Sınırlarımızın ötesinde varlığını sürdüren silahlı yapılar, komşu ülkelerin istikrarını bozduğu ölçüde Türkiye'nin güvenliğini de tehdit etmektedir. Bu nedenle Terörsüz Türkiye hedefini, Terörsüz Bölge vizyonundan ayrı düşünemeyiz.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin hedefi; güvenliğini sağlamış, millî birliğini güçlendirmiş bir ülke olarak teknoloji üreten, yüksek katma değerli sanayisini geliştiren, tarımda verimliliği artıran, enerjide dışa bağımlılığını azaltan ve gençlerine yeni fırsatlar sunan bir güç hâline gelmektir.
Bu amaçla tüm kurumlarımızla birlikte üniversitelerimizin de bu hedefe odaklanması şarttır. Üniversitelerimizin, ülkemizin köklü sorunlarına ve milletimizin daha fazla refah beklentisine cevap verecek bilimsel çalışmalarını, ülke yönetimine katkı sağlayacak bir yapıya dönüştürmesi gerekmektedir. Bu bağlamda saygın bilim insanlarımız çalışmalarında toplumsal meseleleri de öncelemeli ve çözüm yolları üreterek devletimizin istifadesine sunmalıdır.
Türkiye, yükseköğretimde önemli bir kapasiteye ve her ilimizde yer alan üniversiteleriyle büyük bir zenginliğe sahiptir. 129'u devlet üniversitesi olmak üzere ülkemizde 208 üniversite bulunmaktadır. Yükseköğretimde toplam öğrenci sayısı 6 milyon 554 bin 312'dir.
Bu vesileyle üniversitelerde bilgi ve hakikat uğruna emek veren, geleceğini ilimle inşa etmeye çalışan tüm gençlerimize ve akademisyenlerimize 2026-2027 öğretim yılında başarılar diliyorum. Emeklerinin ve ilim yolculuklarının kıymet bulduğu bir gelecek temenni ediyorum.
Üniversite, bir milletin düşünme kabiliyetini geliştiren, ekonomik üretim kapasitesini yükselten, toplumsal sorunları anlamlandıran ve insan gücü yetiştirerek geleceğe ilişkin stratejilerini bilimsel bilgiyle şekillendiren temel kurumlardan birisidir. O sebeple üniversiteleşme ve yükseköğretime erişim alanındaki gelişmeleri, genişlemeyi daha nitelikli hâle getirme anlayışıyla desteklemek zorundayız.
İlim dünyasında rekabetin, fikir egemenliğimizin ve kültürel bağımsızlığımızın kaleleri olan üniversitelerimiz, “Türkçe bilim dili değildir.” diyen müstemleke zihniyetlerin ve kültürel emperyalizmin yerli aparatlarının arka bahçesine dönüşmemelidir.
Eleştiri, düşünce ve sorgulama elbette üniversitelerin ilmî merakının temel motivasyonudur. Lakin eleştirel düşünce, Türkiye düşmanlığının, Türk diline ve kültürüne yönelik hazımsızlığın paravanı değildir, olamaz.
Üniversitelerimiz, bilimin merkez olduğu kadar hikmetin kapısı, özgür düşünceyi vicdan terazisinde tartan irfan yuvasıdır. Unutmayalım ki hikmetsiz bilgi atıldır, irfanla bezenmemiş bilim ise batıldır. Üniversitelere yapılan yatırım; gençliğe, geleceğe, ülkemizin aklına, üretim ve teknik kapasitesine yapılan yatırımdır.
Türk ve Türkiye Yüzyılı'nı inşa edecek irade ve cesaretin büyük Atatürk'ün “Türk, öğün, çalış, güven.” parolasının ilk muhatabı Türk gençliğidir. Türk gençliği, Mehmet Akif'in sözleriyle yerleri yırtan sel olup taşmalı, “Daha demeyip taş demeyip aşmalı.” Bizim gözümüzde her öğrenci, Türk genci olarak korunması gereken bir emanettir. Her evladımız tek başına bir millî servettir. O sebeple gençlerimizi karanlık hesaplarına alet etmeyi planlayanların oyunlarını bozmalıyız.
Gençlerimiz ne Fransa'da başlayıp neredeyse tüm Avrupa'ya yayılan kaos ve kargaşa ortamındaki eylemlere ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışıldıkları karanlık senaryolara heves etmemeli, tahriklere kapılmamalıdır. Vatanın bütün ümidinin onların anlayış, bilgi ve enerjisinde olduğunu unutmadan, ilmin ışığında Türk istiklali ve istikbali için kendilerini yetiştirmeye odaklanmalıdır.
Bahçeli'den bölgesel gelişmeler ve Kıbrıs açıklaması
Sayın milletvekilleri, kıymetli misafirler;
İsrail-Lübnan hattından İran-Yemen eksenine, Hürmüz Boğazı'ndan Babülmendep Boğazı'na uzanan istikrarsızlık sarmalının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiği mevcut kaos ortamında, Suriye ve Irak'ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler bölgenin barış ve huzuru açısından ümit vericidir.
Bağdat yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimleri, Irak devletinin egemenlik sahasının tamamında meşru gücünü yeniden tesis etme iradesinin bir yansıması olmuştur. Sebebi ve YPG'nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye devletinin kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan somut adımlar ise ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
Komşu ülkelerimizde yaşanan bu gelişmeler göstermektedir ki önemli mesafe kateden Terörsüz Türkiye hedefimiz, bölgesel bir boyut kazanmaktadır.
Diğer taraftan, İran İçişleri Bakanı'nın eylülde gerçekleştirdiği Ankara ziyareti esnasında, “PKK ve tüm kolları varlıklarına son vermeli, silahlarını bırakmalıdır.” açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır.
Terör örgütsüz bölge, bir coğrafyada bir arada yaşamaktan başka seçeneği olmayan Türk'ün de Arap'ın da Kürt'ün de cümle halkların huzuru, barışı, refahı ve mutluluğu için tarihî ve vicdanî bir mesuliyettir. İnşallah bu hedeflere ulaşacağız. Terörü yerle yeksan edecek, huzuru arşa çıkartacağız.
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge'ye odaklandığımız bir dönemde Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs'ta provokasyonlar da devam etmektedir. Türkiye'nin güvenlik doktrininde Mavi Vatan'ın stratejik merkezi olan Kıbrıs'tan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ediyoruz.
Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan, Kapalı Maraş'ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı'nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğünün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır.
Birleşik Kıbrıs Federasyonu tam bir hayaldir ve Türk egemenliği açısından da bir felakettir. Rum yönetiminin İsrail'in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum ve diyorum ki: Kıbrıs asırlardan beri Türk'tür, evvel de Türk'tü, ebediyen Türk kalacaktır.




